Yazar Tanıtım Yazar Hakkında Kitapları, Şiirleri ve Eserleri Şiir Kartları Yazar Hakkında Düşünceler  


Aysaltuk V. Öntaş'ın yapıtlarından, çalışmalarından örnekler vererek onun dil kurgulamadaki özgünlüğüyle yazınsal biçemini (tarzını) sergilemek bakımından önemli olacağını düşünüyoruz.
           
         

Edebiyatla uğraşanlar, devrik tümceyle "edebiyat" yapmanın ne denli zor bir uğraş olduğunu bilirler. Çünkü "Devrik Tümce" yle yazım, sanatsal bir imge gücüyle, seçilmiş, sürdürümlü söz dağarı ister.  Aysaltuk V.Öntaş yapıtlarında "devrik tümce" kurgulu yazım biçemiyle (uslubuyla) sanatsal bir anlatım yolunu seçmiştir. Bu nedenle anlatımı dilsel bir "şölen" e, biçeme dönüşür. Dil kurgusunda;
            "...Ey Ulularım, atalarımın kanına düşmüş göç ruhlu, Gün Işığım -Güneş-!...", "...Ey yüce yükseltilerin yeşil tayları, ağaç sularım, kök sularım!.. Baba Saltuk'un gövdesi toprağa yakındır bundan böyle. Düşlerimi toylar, taylar süsler; beni ynınıza, yakınınıza yanaştırın, yaklaştırın. Özümüze, sürgünlerimize ışık olun, yeşil olun.  Sesimizi gür, soluğumuzu ateş tutun gövdelerinde.Yılgınlık düşürmeyin yurtalarına, otağlarına. Birliklerini, bildiklerini kucaklayın "ulu"larım. Dirliklerini sürekli, güçlerini artağanlı kılın!..." ..
             şeklindeki çoğaltılabilcek "söz" örgüsünü kendine "özgü" tekniklerle oluşturur. Duyguyla ördüğü tümcelerindeki "anlam", "anlatım" gücünü en yükseklere çıkarır, " taçlanmış ses" lere dönüştürür. Okurla eleştirmenlerin söylediği de yazarın anlatım gücünün, dağarının çeşitliliğidir.  Aşağıdaki örneklerde olduğu gibi okur yapıtlarında onun; "doğayı" mı, "insanı" mı anlattığını ayrımsayamaz.
            "...Aybay'ın elindeki çakmaktan yalazlanan aydınlık; yaprakları, otları yanmaya yatkınlaştırıp kabullendirdi. Küçük, bir de ince olanları gönüllü tutuştular; tütsülerin, dumanların arasından ağustos otları gibi gevrek gevrek gülüşüp oynaştılar; büklüm büklüm kıvrıştılar. Oyun içindeki işlevlerini bilmeyenleriyle, yüzsüzlerinin kül rengi gövdeleri kaldı  geride bir. Aybay'ın çıplaklığı güldürdü onları, eğlendirdi daha çok; aralarından utananları, arsız; töresiz olanları da çıktı...
            ...Kalın ağaç gövdesinin çopurlu yüzü önce ısındı, sonra da kara kabukları tutuştu. Çürümeye yüz tutmuş kabukların altlarındaki karanlık yollardan, böcekler oraya buraya kaçıştılar. Kocaman ağılı bir çiyan, ateş kızıllığındaki gövdesini sayısız ayaklarıyla birlikte, yalazların arasından kalan ağaç gövdesinin gerilerine çekti. Yalazlar öylesine aç, iveğendiler ki tüysü, yumuşak onlarca ayaklarını yitirdi önce çiyan....-Belgitay sayfa 289-29- "

            Aysaltuk V.Öntaş"ın tümcelerini, yazım ortamından koparıp aldığımızda  da "anlam", "ses" gücünden hiç bir şey yitirmez. Bu söz dizilişleri salt yazarın iç  dünyasının, felsefesinin bir tür dışa yansımasıdır. Bu "taç" lı sözler kendiliğinden "bilgeleşir", yazarının hiç bir yapıtından, gündelik konuşma dilinde bile kullanmadığı "özdeyiş"lere dönüşür. Aşağıdaki "özlü" sözler bu örneklerdendir.
            " Direnmek işe yaramaktır!. , Kötü bıçak kanı sever.. , Toroslar Anadolu'nun öncü gücüdür, dağ gibi dik dur, eğilme ....     Her sesi çıkan okun ardından gitme. , Kılıcın sakarından sakın!, Çekilmiş yayların önünden türkü söylenmez. Et, kemiğinin üstünde güzeldir!.. Kokuşmuş etin yiyicileriyle el sıkışma.. , Eksikli tayların duruşu insana benzer, binicisi olma.. , Yeşile uzanan elle ışığa uzanan el kardeştir, birini diğerine yeğleme!...


"Belgitay" romanının arka kapağında; romanın kimi bölümlerinden alıntılar, şöyle;

            "...Irmak boyundaki tüm martılar, ak göğüsleriyle yo yol, dağ dağ, ova ova kanat çırpıp, kursak telek cumartesi günü İldeniz'in Hırka Dağı'na dönüşünü muştuladılar. Ak kanatlı, kara yazgılı ayrımı yapmadan yüreği olanları çağırdılar önce. Sonra, Seyfe Gölü'ndeki uzun boyunlu mavi turnalar havalandılar Tecer'in, Yıldız'ın yükseltilerinden; Munzur'a Sarı Saltuk'a, Nemrut'a saldılar seslerini. Fırat'ın, Dicle'nin kıyılarına et tırnak batırdılar. Gök mavinin koynuna serdikleri ak gövdelerinin üstündeki mavi başlarını mor yükseltilere, ovalara koşut tuttular. Doğasal çığlıklı oyunlarını Peri Suyu'nun, Murat'ın kıyılarına bıraktılar kanat kanat. Ayaksızların en hızlılarından toprak toprak akıp tek gidenleri, gölgeleriyle görünmeyecek kadar çoklu döndüler geriye...."
"...İnsanlar doğdukları topraklarda yaralı bereli yaşar duruma düşürülmemelidir. Toprak, kendi doğurganlığı içinde çocuklarına hiç ayrımcı olmamış, ayrımlı davranmamıştır varolalı beri..."
"...Kendi toprağını yıkan, kendi kültürünü, töresini yok eden; kendi etini, gövdesini yiyen olmayacaktır bizim insanımız. Tarih sonsuza değin bir hanedanlığın, anasoyun tarihi olmamıştır. Tarih, tüm insanlığın ortak değeridir. Tarihin belleğine kimse kendi değerlerini kazıyamaz, yazamaz salt. Bu toprak üzerinde tek bir çeşitlilik, tek bir tür adına kıyıcılık yapanlar; kendi ilkel geriliklerini boş yere toplumun yüreğine koymaya çalışırlar."

"...Sözün özü, Anadolu aydını kendi birikimlerine yönelmeyi değil; önüne konulanı, sunulanı yüceltmekle (!) yetinmektedir. Kanla, kirle örtülü uygarlıkların üstündeki toprakları kaldırmadan tarihi ağartamazsınız..."
"...Sorun, insanımızın kendi ekinsel gözelerine yönelemeyecek denli uslarının (akıllarının), belleklerinin çalınmış, çelinmiş olmasıdır. Bu coğrafyadaki yabanıl anasoycu birikimlerin yarattığı kirliliğin, yeni gövdelerden sökülüp atılmasının yıl, yüzyıl alacağı sanılmamalı; bu densiz yitiklik olgusu, süre geçirilmeden önlenmeli; karşı durulmalıdır bu yazgıcı gidişe..."

            Aysaltuk V. Öntaş'ı buraya kadar salt "yazar" olarak sunuşumuza aldanmayın. Yazar,  üç şiir yapıtını şiir "evre"nine kazandırmıştır. Yazarın tüm yapıtlarında, çalışmalarında olduğu gibi; şiirinde de özdeği (maddesi); "Doğa", "Toplum" "Dil" üçlemesidir. Doğayı, tüm canlılara sunulmuş evrensel bir sunu; insanı, bu "sunu"nun bilinçli tek özdeği; "Dil" i de, ergin toplumların kurdukları ya da kuramadıkları uygarlıkların "açkısı" olarak görür. O, doğa-toplum  ilişkisini kuramsal değil; "yaşamsal" bir gerçeklik olarak algılar. Bu duruşunu da yapıtlarında hiç değiştirmez. Kimi okurları ona " İnsanın yönünü, pusulasını "doğaya; yetinmeyenlerini de "doğuya" -Güneş'e- çeviren adam" olarak nitelerler. Yazarın öğretisinde öğretici olan "ilk", doğadır. "O" insandan, insan toplumlarından öncedir, bu nedenle de "insan"dan daha "deneyimli" daha "bilge"dir.
Yazarın "toplumcu" yazıları, 1980 yılları öncesinde çeşitli dergilerde, gazetelerde yayımlanır. "Bir Avuç Mavi"  onun ilk yayınlanan  şiir kitabıdır (1987).  Yapıt, "Gök yüzünün şiirleri" , "Şiirler de bebekler gibi duyguyla çıkarlar aydınlığa" şeklindeki bir sunuyla çıkmıştır okurunun karşısına. Bu kitap yazarın yazın dünyasındaki "ilk"idir. Yazarı tam da bu dönemde, "Toplumcu" duruşundan hiç ödün vermeden "çocuk yazınına" yöneldiğini görüyoruz. Dildeki "Öz Türkçe" ci duruşu bu dönemde daha etkindir, kalıcılaşmıştır. Çünkü bu dönem yazarın; "İlk Aşama Yayınları"nı kurduğu, başında bulunduğu yıllardır. Yazıma etkin bir şekilde katıldığı bu dönemde yazar "çocuk" yayınlarını çok önemser. Yazarın bu alanı seçmesi bir rastlantı değil tam tersine  bilinçli bir seçimdir.
İlköğretimden sonrasındaki kuşağın "dil"sel bir yitiklik içinde olduğunu düşüncesindedir.. (Yazarın bu tasası boşuna  değildir hiç. Sonraki yıllarda  M.E.B.lığına bağlı okullarda yaptığı inceleme-araştırma sonuçlarında  ilköğretimde okuyan çocuklarının kullandıkları her on sözcükten 7-8'inin yabancı  (Fransızca, ingilize v.b.) kökenliği olduğunu saptar. Bu sonuçları, inceleme yaptığı illerdeki alan yetkililerine sunar, paylaşır. -Yazarın bu alandaki çalışmaları TDK. yetkililerince de paylaşılır-
İlköğretim düzeyindeki çocuklara dönük, yönelik "öz Türkçe" ağırlıklı kitaplar yazar, onları yayınlar. Kitapları kurduğu yayınevinin aracılığıyla yurdun her bir iline, köyüne ulaştırmaya  çalışır.  Yeni kuşakların "dilsel yitiklik" likleri "engel"lenebilir diye bu kuşaklara yönelir yapıtlarıyla yazar. Onların dağarcıklarının da  ağabeylerininki, babalarının-annelerininki gibi "Türkçe" siz olmasına "yüreği" el vermez...
Yazar bu dönemde, "Öz Türkçe" sözcükle yazım kuralları öncelikli yapıtlar kazandırır "çocuk edebiyatı)  mıza. Okurları gün, akşam büyür, çoğalır. Yer yer illerden, illerdeki çocuk okurlarının  "Türkçemizi Koruyalım" içerikli etkinlikleriyle "taçlanır" çalışmaları. O yazmayı, üretmeyi durdurmaz hiç. Yurdun her bir yöresinden, köşesinden onun sevincini taçlandıran sesler yükselir, büyür çocukları. Liselere, üniversitelere sığmaz "Türkçe-Ana Dil" duyarlılıkları. Çoluğa, çocuğa karışanlarının "bebek"leri üstlenir bu "kutsal" işlevi.... 
Yazarla onun gibi "Türkçe'nin-Ana Dil'in Dostları" olan her bir insan; "Dil Duyar"lılığı yolculuğunda yalnız, tek başlarına değillerdir artık.
Onun şiirleri, biçemi (uslubu) okuyucusu tarafından benimsenir, sevilir. Kendine özgü dizeleri "tablo" laştırılır, duvarlara asılır. Aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi"Kart postal"larla çoğaltılarak, özel günlerde, bayramlarda kitapcıların, "Tebrik" kartı satanların "tezgah"larını süsler; "duygu" taşıyıcılığlı yapar. Aysaltuk V. Öntaş bu tür "kart postal"lardan birindeki dizelerinde; cezaevinde uzun bir süre tutulduktan aylar sonra ilk "yargıç" önüne çıkarıldığı "ilk" sabahı şöyle anlatır;

            " Kaç süredir Güneş'i görmemişim                              
Solumamışım havayı                                                 
Gökte bulutu                                                                          Ellerim kelepçeli
Uçan kuşu                                                                             Prangalara vurulmuşum
Bir de ağaçta yaprağı                                                             Bu ilkyaz da
Sürgünde yeşili unutmuşum                                                     Ellerim kelepçeli 
Sol yanımda aksı çiçeklere durmuş                                                      Zincirli de olsa ayaklarım
Akasyaların alkımdan salkımları                                                        Yine mavi Gökyüzü
Esenliyor mapusluğumu direncimi                                             Yine topraklarında açıyor
Her bir parçam işkence artığı                                                         Çoğalıyor türkülerim
Her bir parçam namlu önünde                                            Kızıl bir karanfil
Düşmanımın acısı utancı                                               Taşıyorum göğüs boşluğumda...


            Yazarın bu dönemde okurlarına kazandırdığı  bazı yapıtlarından örnekleri de burada vermek yararlı olacaktır.Yazarın ilk yapıtı olan
"Bir Avuç Mavi" den;

Ellerim Toprak
Ellerim mavi                                                    Ellerim yağmur
Martı kanadı düşmüş suya.                              Ellerim toprak
Ellerim gökyüzü                                             Ellerim tohum
On parmağıyla Güneş'e kardeş.                     Bereket ellerim            
Ellerim yeşil                                                     Çocuk bakışlarında...
Tomurcuğa yüklü ağaçlarda.

                                               Ülkem Sensiz
"...Sevginin suya                                  Alma karanfil
Soyunduğu giz,                               Gülüşlerini üstümden
Gözümün penceresi                      Zincirlere düşerim...."
Bilinç tarlam

            "Güneş'le Döndük" şiir yapıtından;

                                            Ağustoslara çoğalırım
"..Kelebek kanatlarında                                   Dirilirim
Uyuşur beynim                                            Bir  sevda gibi
Nergiz kokusuna.                                        Uzak kaval seslerine...
Papatyalar halkadır                                            Dirilirim
Güneş düşer gözlerime                           Yaz sarıya estiğinde..
Gelincikler yüreğimin suyu                              Başaklara doğar
Dökülür ilkyaz                                               Ağustoslara
Erciyes'ten Melendiz'e                         Çoğalırım yeniden....
Hasan Dağı'na...

                                               Kardelenler
             "...
Sonra,                                                        Sevindi
Bulutların yanan                                          Evlerin saçakları.
Saçlarından süzülerek                                    Ağaçlar
Yeşile yağdı yağmur.                                    Tomurcuk tomurcuk güldü.
Sular gül kurusuydu                                            Üç mevsimlik taylar geçti
Coşku taşımaktaydı yataklarında.                        Koyakları bozkırları             
Derken, kuşlar döndü                                  Gün günün eksiğini tamamladı
Zafer işaretleriyle.                                        Işıyan sabahları kucakladı
Ülkemin altın çocukları...."

           

"Benim  Öksüzüdür" şiir kitabı, "şair" Aysaltuk V.Öntaş'ın biçemi (tarzı) ni anlatma bakımından "ilginç" sayılabilecek bir yapıt.  "Alan" uzmanları, kendisini sürekli "edebiyat" dünyasının "dışın"da tutan bu "aykırı" yazın adamının şiirlerini; Türk edebiyatının evrelerinden sayılan "Birinci Yeni", "İkinci Yeni", "Garip" gibi tanılamalarının "neresi"ne "yerleştir"irler  bilemeyiz. Ancak, şairin şiirlerindeki "kurmaca"larını okuyucusuna sunumu, işleyişi, anlatımdaki yalın "aykırı"lığıyla şiirdeki söylenceleri (mitosları) , "halkının kutsalları"; onun "ayrım"lı bir "Eytişimci-Toplumcu" biri olduğunun kanıtıdır kuşkusuz. Yazar bu yanıyla, sunumuyla belli ki başkalarına "benzeme"yi çok sevmiyor. Yazarı toplumsal kavgada en "ön"lerde görürken; onlara karşı tüm sorumluluklarını yerine getirme çabasına karşın;  -yazar, ozan, ...- gibi "san"larla halkının "ön"üne "çıkma"yı sevmiyor.
Yazar anılan yapıtında kendini, kavgasını  yalın bir Türkçe'yle anlatıyor. Yazarın bu dizeleri, onun "düşünce"si nedeniyle  yargılandığı "ceza evi" dönemlerine ilişkindir.
"...
saçlarımı kurban                                                          dişimi
saçlarımın ak olanını ayırmışım                          hemi de seçmeden
yanıma kıyıma tutmuşum                                            otuz ikisini birden
karalarını kurban                                                     ağız boşluğuma dökmüşüm
saçlarımın yılışanını                                        sökmüşüm tümünü birden
kara kara gülenini                                        kanıyla yarasıyla ağısıyla tükürmüşüm
arsız hayasız duranını                                 ürkünün ihanetin yüzüne
yolmuşum tel tel                                                   satkının kıyıcının ayaklarına              tutam tutam                                                         kirliliğine
üç kez okumuşum                                              ak inciler gibi dizmişim sıralamışım
Dedem Korkut'un adını                                 diz çöktürmüşüm direncimin                             üç kez adını anmışım Güneş'in                       kavgamın önünde
Ay'ın, yağız Yer'in                                            Güneş'e durmuşum gündüz
üç kez üflemişim Yel'e-Gök'e                  su başlarına seğirtmişim
yakarıp kutsamışım                                          keklikler kınalandığında vurulduğunda
kollarımdan asmışın kendimi                kına kına gizlendiğinde ihanet
yarısını, gövdemin yarısını                             pusulara tutmuşum göğsümü
kalanını, diğer yarısını, susanını                         senden önce
kayınlara çınarlara ardıçlara                              öpmüşüm namluların ağzını
alıçlara dolamışım kurban                                             yalazlarını....
dönüş yollarına

            Yazar yukarıdaki şiirinde de belirttiği gibi "üç kez adını anmışım Güneş'in
Ay'ın yağız Yer'in.." dizelerinde olduğu gibi gerçek yaşamında da "üç kez" ölümle yüzyüze geldiğinde,  ön asya kültüründe olduğu gibi "özdek"sel bir duruş sergiler. Aysaltuk V.Öntaş'ı  çağdaşı olan, ya da olmayan (son 1000 yıllık süreçteki) tüm bilinen diğer yazarlardan ayıran en belirgin özelliği; onun betimsel -"imgeci", "doğacı"- duruşudur. Yazar diğer yapıtlarında da bu duruşunu hiç bozmaz. Yapıtlarında,  güçlü "Türkçe" donanımıyla söz dağarını kullanarak, kendine özgü kurmaca söylence (mitos) ler oluşturur. Bu özgün kurmacalarla içinde yaşadığı, kendisinin de üyesi olduğu toplumu; kendinden, önceki toplumun kültürel dokusuyla buluşturmak, yüzyüze getirmek; bir anlamda yazınsal göndermelerle "sarsmak" ister. Bu yazınsal eylemliliğini "gelenek"çi bir biçem -tarz- olarak görmemek gerekir. Bunu "toplumsal bellek"çilik olarak görmek  daha doğru olur.  O, bu gün de Anadolu insanının kültüründe taşıdığına inandığı  kutsallarını; "Güneş, Ay, Yağız yer, Dağ, Su gibi" doğacı değerlerle kimi "ön" toplumsal ilişki düzenleyicilerini yazınının (edebiyatın) "madde"si yapıyor. Bu yanıyla  halkını geçmişiyle ilişkilendirerek, bir tür toplumsal yozlaşmaya, yabancılaşmaya karşı direniyor, duruyor.
Yazarın "dil"deki "kimi"lerine göre bu katı duruşu  "çağcıl" bir duruş olarak görülmüyor. Bu anlamda eleştirenleri de yok değil.  Ancak, Aysalsuk V. Öntaş'ın aşağıdaki yakıcı, yalın Türkçe'siyle örülü dizelerini okuyunca; onun toplumsal yarınının "Güneş'i" olarak gördüğü "Türkçe" sini de esenlemek gerekmiyor mu?..

            "...                                                                              vay aman yüzlerce ölüm
aman aman                                                                 milyonlarca leylim
gövdesi gövdemin                              yolunmuş saçlarını yelden selden alırlar
iki yarısından biridir                                gelinlerinin kızlarının
sarsar göğü                                      gök göğüslü tomurlarına tutar örterler ellerini
yağız yeri derinden                              ar yerlerine namus yerlerine
ceylanlar döner göz eriminden      dizlerini döver kanatırlar                      
kana konar gelincik böcekleri       bin diş oyuğu yaralar açılır aksı gövdelerinde
örümcek kuşları                                   neyleyim neyleyim benim yaram sargı öksüzüdür
yük alır yüklenir ağaçlar                              eğili ağılı pençeler çürütür
dalıp dalıp uyanıp uyanıp                             kurutur ağacı ormanı
dizlerini döver analar                           Sarı Saltuk'un usunu
Pir Sultan'ın namusunu sürer
namlulara yakarılar....!

+         
Yazarın yazınsal yaşamında "önem"sediklerinin, kendisinin de içinde olduğu 68' lilerin; uğruna savaştıkları toplumsal değerlerle bire-bir örtüştüğünü  belirgin  bir biçimde ayrımsar okuru onu yapıtlarında. Geçmişinde olduğu gibi  onu bugün de"yeni bir toplum yaratma" düşüncesine " yazın"sal olarak "inanç"la bağlandığını, katıldığını görürüz.

           
"...                                                       bu çakır dikenleri
gülleri kim öper                                    sarı gülüşlü
dudakları kanarken                              yalan gülüşlü
yaralıyken                                            yılan gülüşlü
kim çukurlara                                     vay aman
karanlıklara kor sevdiklerini     talan gülüşlü
kim derisini soyar etinden                        kaypaklık..."         dizelerinde olduğu gibi "yakın"malı bir biçimde de sorgular aşkı, insanı, toplumu, çağını. Eleştirir sürecinin tanıklarını; "doğa"ya;  atalarının, halkının "kutsal"larına sığınır aşağıdaki dizelerde olduğu gibi...

           

            "...                                                                  ışıksız gecenin rengi
hele vay                                                          düşmüş avuçlarıma
soy ulularımın Yer Yükseltileri                 ayaklarım ay dilimi toprakta
ulaşılmazları hele                                                  kim koydu
türküleri acılara bulamanın                     bir avuç kınayı göğsüme
telleri sazların göğsünde                                kim gömdü
kördüğüm etmenin                                      gençliğimi
anlamı ne şimdi                                         çakır dikenlerinin
eğri duldalıklarına..."

            Yazarımız, ozanımız Aysaltuk V. Öntaş, "l980 Askeri Darbe" sini yapanlarca siyasi düşünceleri nedeniyle tutuklanır, yargılanır. Darbeciler tarafından "Mamak Askeri Cezaevi" nde 205 arkadaşıyla tutulurken, yargılanırken;  dokuz yaşında olan  oğlu "Orçun"un şahsında; tüm ülkesinin çocuklarına  "Ey Oğul!.." adlı  şiirinin dizelerinde  şöyle seslenir;

           
EY OĞUL

(Mamak Askeri
Ceza ve Tutukevi- 1981- Ankara)

             ey oğul                                                                       bu çocukları boy boy
yaban ağaçlarımın kızıl gölgesi                          yanım sıra önüm sıra
kutlu sularımın gözesi oğul                                            ardım sıra duranları
bükme daha dokuzluk boynunu                                     somurtanları kardeşlerin say
baba atan Saltuk gibi                                       çocuklarım bil hepsini de
Dukak gibi yeğinli dur                                    bunlara bu çocuklarıma
bas toprağa                                                               ateşlerine ocaklarına
ıslatma ışık gözlerini                                                     yel verenlere ilen
sonyaz soğuna kırağısına                                              sularının gözelerini
tutsak etme düşüncelerini                                           bulandıranlara kanlandıranlara
kirletmesin çocuk düşlerini yabanıllık                    demir parmaklıklar
inanma bu duruşlara                                                      bozmasın düşlerini kirletmesin
yalan oluşlara                                                    sokulmasın aramıza
sokulmuş sayma                                                          kin duyma kinlenme sakın oğul
bu demir parmaklıkları aramıza                        ben kanlı kıyacı değilim
dokun şahanım                                                          hırsız dolandırıcı satkın hiç değil
elle yüreğinin yanındaki kabarışlarımı                prangalarımın kabalığı
soluğunun yanındaki                                                      zincirlerimin kalabalığı
ateşimin sıcaklığıyla yan                                                 korkutmasın seni
kavrul ağustos otları gibi                                              ürkütmesin hiç oğul
göğsümdeki okyanus akışlarına dön                 gövdem dam mapushane gezer
dalga dalga gelişlerine dur öcümün               zincirlere hücrelere sığmaz
ağlayım deme sakın                                                     eskir gövdemde çürür prangalarım
dokuzunda onunda da olsan daha                                   taş demir dinlemez büyür
ürktüğünü acını hemi de oğul                            gelişir düşüncelerim
hemi de göz yaşını gösterme düşmanına                        sen varsın ayaktasın diye
dostun da olsa ıslatma yüzünü yanında              Bu yabanıllık
elini götürme gözüne                                      bu soğuk demir parçaları
eğme başını yere gözünü seveyim                                 hele bu hain duruşlar bakışlar
bu demirleri                                                                    döndürmesin kavgandan sen
hemi de çelikten olanlarını                                            körletmesin aman kirletmesin
yüreğime sokulmuş bil                                      öç duygunu

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

prangalar hangi ayakları                                               sal içinin acısını
süngüler hangi düşünceleri durdurmuştur                       ağısını benden yana
susturmuştur ki ortancam                                             ilkyaz muştum yağmurum
tasalanma sen dolunayım                                          kızıl göğüslüm gülüşlüm
bozkır tayım                                                                düşüne
çizme kanatma açma yaralarımın ağzını                dönüşüne dönük dururum
Erciyes doğuna düşer                                                  tasa düşürme
Tecer Yıldız Munzurla Süphan uluların da                     yara düşürme gövdene
bir de ötekiler var ötekiler balım                                  gövden gövdemin
kaldır başını yukarılara taa doruklara                gövdem gövdenin yapışığıdır
dağların dumanlı olanlarına                                              yüreğim
iyi bak kar göğüslüm                                                      yüreğine konulmuştur
Güneş Ulu'nun ışığı üstündedir                                   düşüncelerim düşüncelerine
Ay Ulu'n gecenin sırtında                                          susturma sakın çığlığımı
Yer Ulu'n sırtından                                         türkülerimin balını
omuzlarından tutar seni                                          oğul çalım                                                       
bırak                                                               gül dalımın sarı dikeni
bilenmiş üzünçlerini kuytulara                                   kızıl sırtlı engereği        
tüketme kendini                                                              göğe
çiğnenmemiş topraklarımın ilkyaz suyu              Güneş'e Ay'a seninle baktığımı 
mor dağların balkımış ışığı                                    suyu toprağı seninle döllediğimi unutma
tutsaklığım Saltuk Ata'mın yayını gerdiği                     unutma kavgadaki duruşumu
okunu fırlattığı topraklardadır daha                             birde soğuk namlu demirlerinin
kıyımla kardeş olduğunu...

 

                        Yazarın yayınlanmış yapıtlarıyla ilgili bilgiler;

           

Eğitim Yayınları;

- Hasat M. Dergileri                                    (43 adet)
- Orçun ölçme-değerlendirme T. Dergileri  (43 adet)
- İlk Aşama Dergileri                          (43 adet)
- Çeşitli yardımcı ders kitapları

            Okul öncesi eğitici çalışmalar ;
-Öğretici Kitaplar Dizisi
- Sayıların dili               (0-3 yaş)             - Büyüklerle Küçükler      (0-3 yaş)
- Mevsimlerin dönüşü        "                                 - Temiz Olmak             "
- Nasıl beslenirim     "                              - Tembel olmak istemem          "
- Arkadaşlarım                    "                              - İyi geceler
Masallar    :
Hayvan Masalları
- Uzun Hortum                        - İğneli Kirpi
- Çizgili Zebra                                     -  Uzun Bacaklı Leyleğin Göçü
- Kırmızı Başlı Saka Kuşu                    - ........ diğer on hayvan masalları

            Öğretici-Eğitici Çalışmalar      ( 3-6  yaş);
- Börçe'nin Günlüğü   (Büyük boy 8 kitap) - Masal Çantası
- Ayça Masal Evinde  (    "        "   6    "   )
- Duyularımız               (    "        "    5   "   )
Debırak Amca Öykü Dizisi  ( ilköğretim l., 2., 3. sınıflara  :
- D. Amca ile Ekin                               - D. Amca ile Tuğça
- D. Amca ile Gürce                            - D. Amca ile Yunca
- D. Amca ile Yazgün                          - D. Amca ile Karca

                        - Aygün Masal Dizisi ( 8 kitap  ilköğretim l., 2., 3. sınıflara)
- Sutay Masal Dizisi   ( 8   "             "                 "        )
- Alkım Masal Dizisi  ( 4    "     "                  "               )
- Işık Öykü Dizisi         ( 4    "             "                   "              )

                            - Ateşin Oğulları ( İlköğretim 4.,5.,6.,7.,8. sınıflara yönelik 24 kitaplık dizi)
- Doğanın Öyküsü (      "                 "                                           5 kitap)

Roman:
- Belgitay
- Severken (Bir tutam sevgi için öldüm)

            Şiir    ;
- Benim Yaram Sargı Öksüzüdür
- Bir Avuç Mavi
- Güneşle Döndük

            Öykü  ;
- Örtün bulutları üstüme
- Türküleri ilkyaza yürüyordu
- Toprak ısınınca
- Kavaklar çıplaktı oysa dün
- Kurt yasası
..................başta olmak üzere  23 öykü yapıtı

Gülmece;
- Debırak Amca Gülmeceleri
Araştırma;   
- Saltuklular
- Saltukoğulları- Sarı Saltuk ilişkisi
- Türkçe "Ana Dilim" iz
Kurmaca oyun  ;
- Kar Evi Çiçekleri

Müzik   :
Yazarın yazınla ilgili birikimlerinin dışında "fotoğraf"cılıkla "müzik" uğraşlarını da unutmamak gerek. O diğer sanatsal alanlarda olduğu gibi bu iki "kutlu" uğraşını da "toplum"sallaştırmayı kotaranlardan.

Müzik kulağı çok iyi olan Aysaltuk V. Öntaş müzik aletlerini kullanmada da oldukça başarılı. O kendi "felsefe"sinin, yaşadıklarının "ses"sel bir anlatımı olan çok sayıdaki "beste"nin de sahibi.
2000 yılında  İAYM Yapım tarafından gerçekleştirilen "Malya" adlı çalışma (müzikal tasarı), Kültür Bakanlığınca da onanarak, destek görür. Tasarı içindeki  kendisine ait (söz-beste) parçaların seslendirmesini de yazar kendisi gerçekleştirir.

            Yazarca bu çalışmanın adının "Malya" olarak seçilmesi bilinçlidir. Çünkü yazarın üzerinde doğduğu bu topraklar (Malya Çölü) 1236'lı yıllarda iki kardeş Türk ordusunun karşılaşmasına sahne olur.. Bu kalkışma tarihe "babailer" kalkışması olarak geçer. Yazar bu çalışmasında, kendi yaşamıyla ilişkilendirdiği tarihimizdeki bu kalkışmayı toplumsal bir "Milat" sayar. "Malya" çalışmasının sunumundaki yazarın kendisine ait yazısını yukarıdaki bölümlerde olduğu gibi aktardık. Anılan çalışmanın "Malya" sunumunda TRT Müzik Prodüktörü Nevzat Üçyıldız'a ait aşağıdaki  tanıtım (sunum) yazısını da olduğu gibi veriyoruz.

            "Düşünsel ve yaşamsal birikimlerini onlarca (masal, öykü, şiir, roman) yapıtla taçlandıran Aysaltuk Vahap Öntaş'ın müziği de; yapıtlarındaki toplumsal kurgular gibi özgün ve etkileyici...
            Sanatçı Aysaltuk Vahap Öntaş müziğinde, yarım asırlık gövdesiyle doğasal ve toplumsal diyalektiği şiirselleştirerek seslere dönüştürmüş. Müziğindeki coşkulu, artımlı yükselişi; yazınsal çalışmalarında olduğu gibi insan ve doğa gerçekliği üzerine örmüş, kurmuş...
            Müziğindeki simgesel, ezgisel göndermeleri bir çığlığa dönüştürerek toplumsal bir işlev yüklenmiş. Aysaltuk Vahap Öntaş'ın müziği, bir "oluşun" karşı duruşun; bir direnişin ve başkaldırının müziği... Onu dinlerken ozansı söylemlerinin mi, yoksa ezgilerinin mi gövdenizi dağladığını ayrımsayamıyorsunuz.
            Sanatçının son şiir kitabı "Benim Yaram Sargı Öksüzüdür" ü,  belirtgesinde; -bir talancı, yıkamı karşı "OLUŞUN -DURUŞUN" şiiri" olarak nitelendiriyor; yaptığı müziğin adını da "OLUŞUM MÜZİĞİ" olarak belirtiyor.
            Onun müziği için bende aynı söylemi yineliyor; bu coğrafyadaki her türlü yıkıma, talana karşı bir karşı "DURUŞUN" müziğidir diyorum yaptığı müziğe. İnsan onun ezgileriyle, söylemleriyle karşılaşınca Anadolu halkının her birinin, niye birer Dedekorkut, Pirsultan, Hacıbektaş, Sarısaltuk, Yunus, Karacaoğlan, Köroğlu olduğunu daha iyi anlıyor, ayrımsıyor.
             Aysaltuk Vahap Öntaş'ın  müziği, toplumumuzun içinde yaşadığı yenilgi pisikolojisi için de, güçlü bir çığlık!..
            Müzik dünyasına, kendi tarzıyla gelen ve Anadolu kültür dokusunu özümsemiş, kucaklamış sayılı sanatçılardan biri Aysaltuk Vahap Öntaş... Hoş geldin aramıza, yolun açık olsun...
                                                           Nevzat Üçyıldız
TRT Müzik Prodüktörü
Müzik ve Programları Yönetmeni 2000 Mayıs-Ankara

            " Malya" adlı çalışma, sözle müziği Aysaltuk V. Öntaş'a ait 9 parçadan oluşmaktadır.
Çalışmanın alt "dolgu" müziği "senfonik"tir. Düzenlemeler Bora Akyol tarafından yapılmıştır.Parçalardaki etnik çalgı (keman, ud, gitar, nefesli çalgılar, az da olsa saz) ların "icra"sı TRT sanatçıları tarafından  gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın dağıtımını "Ada Müzik" üstlenmiştir. Çalışmanın ilk parçası "Az Sonra Güneş Doğacak" adlı yapıta da "klip" çekilmiş; -CD-Kaset-Klip- bu promasyonlar ülkedeki tüm radyo ve televizyonlara dağıtımı yapılmıştır. Çalışma ulusal ve özel kanalların radyo ve televizyonlarında yayınlanmıştır.
"Malya" çalışmasının içindeki parçaların bazı bölümlerinin sözlerini aşağıda örneklemek istedik:

"Az Sonra Güneş Doğacak"                        "Maralım"
Koyaklar bekliyor seni                         Üç milyon yıldır kavgadaydılar
Açığa koyma gövdeni                                      On milyon yıldır havadaydılar
Yarın şafakla bekle beni                                  Aylı bir gecede havalandılar
Yiğidimsin aman deme                          Üçünü de birden vurdular

                "Malya Çölü"                                               "Aysar"
...                                                                    ...
Kopardılar yıldızları                             Güneş doğar koyaklara gizlenir Aysar
Küstürdüler suları                                Mavzerler ışıldar, taşlar ışıldar
Seni kimler yaraladı                             Keklik olur, turaç olur izlenir Aysar
Söyle aman dayanamam                      Gökyüzü bulutlanır, dağlar bulutlanır

            "Dün Akşam Çıkmışım Yola"                     "Dağlardayım Yine"
...                                                                    ...
Gece olur kurt ulur                                          Dağlardayım yine kavgalardayım
Beni sırtımdan vurur                                         Bir çiçek gönder bana karanfil olsun
Göğsüm dışarda durur                         Yüreğim kurşun yemiş sevdalardayım
Seni dağda koymuşum                         Bir yel gönder bana güneyli olsun                     

                       
"Yıkın Duvarları"                                        "Yönüm Sana Kanım Sana"
...                                                                    ...
Yıkın şu duvarları, yıkın bu damları                  Çınar gölge vermez bana
Yarim gelin olmuş, yarim gelin olmuş    Görüntüm puşt, izim puşt
Açın şu kapıları, salın karacaları                       Sırtımı döndüm düşmana
Yarim elin olmuş, yarim gelin olmuş!     Namlu puşt, mermi puşt!

                                              



"Sesim Aktı Topraklara"                           

Sesim aktı yapraklara                              Bir alıç dibinde kuşum                                 
Kanarım ben topraklara                          Kaçmışım yorulmuşum
Kandaşı oldum, kardaşı oldum    Yandaşı oldum, öçdaşı oldum
yoldaşı oldum kanımın                           aldaşı oldum kanımın

oy atıldım zındanlara                                         oy bin alıç dikeni kurşun
çekildim sokaklara                                          bin alıç dikeni kurşun
ipleri koptu darağaçlarının                                almışım vurulmuşum
ışıtın sokakları                                                 .....
vurdular çocukları                                                       .......
ölüler kına yakmaz
ayırın korkakları

                        Yazarın müziğinin omurgasını oluşturan yukarıdaki "söz"leri okuyunca; "Malya" çalışmasının sunum yazısını hazırlayan Yönetmen Nevzat Üçyıldız'ın  "yazar"la ilgili düşüncelerine ekleyecek bir söz kalmıyor doğrusu.

            Katıldığı Etkinlikler   :
- Çeşitli özel televizyon programları
- TRT ( Akşama doğru -S.Levent- , İnt; diğer kanalları)
- Çeşitli radyo programları
- "Dil, Ana Dil Türkçe" konulu söyleşiler.
- Yazarın yapıtlarıyla ilgili söyleşiler, dinletilerle imza günleri

 

            Yazar, yazınla ilgili çalışmalarını ara vermeden sürdürmekte, araştırmalarıyla bitmiş durumdaki "yapıt"larını yayına hazırlamaktadır.
Aysaltuk V. Öntaş'ın okurunu yeni "yapıt" larla taçlandırması dileğiyle...