Toplam Ziyaretçi: 3043393     Günlük: 311     Aylık: 311 Sistemimizde 70 online kullanıcı bulunmaktadır.  
  
 
Döviz Kurları
Borsa
 


PIKTOR'UN METAMORFOZU (BAŞKALAŞIMI)

O gece Mr. Ceccarelli' nin hanında Hesse'nin bana verdiği küçük kitabı okudum. Cennete giren ve kendini hem kadını hemde erkeği temsil eden bir ağacın önünde bulan genç bir adamın, Piktor'un hikayesiydi. Piktor ağaca şaşkınlıkla bakıyor ve "Sen Hayat Ağacı mısın? diye soruyordu.

Ağaç bir cevap vermedi. Onun yerine yılan belirdi. Ve Piktor yoluna devam etti. Her şeyi özenle inceledi ve gördükleriyle büyülendi.

Yolunun üzerinde Güneş'i ve Ay'ı temsil eden başka bir ağaca rastladı. "Belki de Hayat Ağacı sensin" dedi. Güneş onaylayarak gülüyor gibiydi. Ay gülümsedi. Piktor'un çevresi küme küme yabani çiçeklerle doluydu. Hepsinin yüzü insan yüzüne benziyordu. Bazıları mutlu mutlu sallanırken bazıları anlayışla gülüyordu. Ama aralarında hiç gülmeyen ve kıpırdamayanlar da vardı. Kendi parfümlerinden sarhoş, dalıp gitmişlerdi. Çiçeklerin bazıları Piktor' a Şarkı Söylediler; birisi leylakların arzulu şarkısını söyledi, diğeri koyu mavi bir ninni. Bir çiçeğin gözleri sert safire benziyordu; diğeri ona ilk aşkını hatırlattı; ama bir başkası çocukken evin bahçesinde gezindiği annesini çağrıştırdı. çiçeklerin çoğu pırıl pırıl gülüyordu. Birisi ona dil çıkarttı. Pembe küçük bir dildi ve Piktor ona dokunmak için eğildi. Dokunduğu anda şarap ve balın keskin tadını hissetti. Bunun bir kadının öpücüğü olduğunu biliyordu.

Bütün bu çiçeklerin arasında, Piktor özlem ve korku karışımı bir duygu ile bunalmıştı. Kalbi bu yerin ritmine yetişmek ister gibi hızlı hızlı çarpıyordu. O esnada biraz ötede çimin üzerinde duran bir kuş gördü. kuşun tüyleri spektrumun tüm renklerini yansıtan tavus kuşuna benziyordu. Piktor kuşun güzelliğiyle kendinden geçmişti. Ona yaklaştı ve sordu, 'İnsan mutluluğu nerede bulabilir?'

'Mutluluk?' diye yanıtladı kuş, 'Mutluluk her yerde - dağlarda, vadilerde, ve çiçeklerde.'

Sonra boynunu oynattı, tüylerini salladı ve hareketsizleşti. Piktor kuşun aniden bir çiçeğe dönüştüğünü farketti. Tüyleri yaprak oldu, pençeleri kök. Piktor şaşkınlıkla bakarken, hemen o an, çiçek yapraklarını kıpırdatmaya başladı. Şimdiden bir çiçek olmaktan yorulmuştu. Yavaşca yukarı doğru süzüldü. Bir kelebeğe dönüştü. Artık yüzen bir renk topuydu.

Piktor' un giderek artan şaşkınlığına karşın, bu mutlu kuş-çiçek-kelebek Piktor'un başının üzerinde daireler çizerek uçuyordu. Bir süre sonra bir kar tanesi gibi yere süzüldü ve Piktor'un ayağının ucunda titremeye başladı. Bir an için çırpındı, sonra aniden koyu kırmızı ışık saçan bir kristale dönüştü. Çimin üzerinde pırıl pırıl parlıyordu.

Piktor ona bakarken sanki dünyanın merkezine çekiliyor gibi yavaş yavaş toprağa gömülmeye başladı. Tam gözden kaybolacakken Piktor uzanıp yakaladı. Elinde sıkı sıkı tuttu, çünkü dünyada ki her serüvene uygun bir tılsım gibi görünüyordu.

O anda yakındaki bir ağaçtan yılan belirdi ve Piktor'un kulağına fısıldadı. 'Bu mücevher seni isteğin her şeye dönüştürebilir. Ama o Kaybolmadan hemen dilemen lazım.' Fırsatı yitirmekten korkan Piktor kristale gizli kelimeyi fısıldadı ve aniden bir ağaca dönüştü. Piktor her zaman bir ağaç olmak istemişti, çünkü ağaçların gücüne ve sükunetine hayrandı. köklerinin toprağa yayıldığını ve dallarının göğe uzandığını hissetti. Gövdesinden yeni yapraklar ve dallar çıktı. Hoşnuttu. Susuz kökleri topraktan suyu emdi. Dalları ormanın durgun havasıyla serinledi. Kabuğuna böcekler yerleşti. Bir Oklu kirpi dibine yuva yaptı.

İçinde bulunduğu cennet ormanında çevresinde sürüp giden metamorfozu (başkalaşım) izledi. Çiçeklerin değerli taşlara dönüştüklerini veya kuş olduklarını gördü. Yanındaki ağacın kendisini bir ırmağa dönüştürüşünü seyretti. Bir başkası timsah oldu, bir üçüncüsü balık oldu ve neşeyle yüzüp gitti. Bütün varlıklar bu değişim oyununda yer aldı; filler kaya oldu, zürafalar çiçek açan ağaçlara döndü.

Tüm bu değişimin ortasında, sadece Piktor aynı kaldı. İçinde bulunduğu durumu farkedince mutluluğunu yitirdi ve yavaş yavaş yaşlanmaya başladı. Birçok yaşlı ağaçta görebileceğimin yorgun ve yitik görüntüye büründü. Bu görüntü sadece ağaçlara özgü değildi; atlar, köpekler, hatta insanlar da zamanla bütünlüklerini kaybedip, güzelliklerini yitiriyorlardı, çünkü başkalaşım armağanını kaybediyorlardı. Günlerini üzüntü ve endişeyle geçiriyorlardı.

Uzun zaman sonra sarı saçlı küçük bir kız cennette dans ederken yolunu kaybettti. Mavi elbisesi içinde zıplarken neşeyle şarkı söylüyordu. Onun varlığını ormanın bütün yaratıkları fark etmişti; çalılar dallarıyla ona doğru uzandılar, ağaçlar ona meyvelerini attılar. Ama küçük kız onlara aldırmadı. Derken Piktor' un bir ağaç olarak bulunduğu düzlüğe geldi. Piktor ona baktı ve çok geç olmadan mutluluğu yakalama ve özlem duygusuyla sarsıldı. Tüm benliğinin onu varoluşunun anlamı üzerine odaklanmaya ve bunu bilinç düzeyine çıkartmaya zorladığını hissetti. Geçmişini hatırladı, cennete girmeden önce bir insan olduğunu ve özellikle sihirli taşı elinde tuttuğu anı hatırladı, çünkü her türlü geğişimin olası olduğu o and, kendisini çok canlı hissetmişti. Sonra kuşu ve güneş'le ay'ı temsil eden ağacı hatırladı, ve hatırladıkca yılanın öğüdünün ne kadar yaşamsal olduğunu fark etti. Küçük kız Piktorun yapraklarının ve dallarının huzursuz hareketini hisseti ve yukarı baktığında tuhaf şekilde endişelendi. Gölgeye oturdu; ağacın mutsuz ve yalnız olduğunu seziyordu. Yine de bu kesin yalnızlıkta bir asalet olduğunun farkındaydı. Ağacın gövdesine yaslandığında Piktor'un benliğindeki fırtınayı duydu ve o da aynı anlatılmaz duyguyla titremeye başladı. Biraz sonra ağlıyordu ve göz yaşları elbisesine döküldükçe bu ıstırabın nedenini düşünüyordu. Kendi yalnızlığı içinde, kimsesiz ağaca şefkatle uzandığını hissetti.

Kızın duygularını sezen Piktor yaşamının tüm güçlerini topladı ve onları küçük kıza yöneltti. Şimdi yılanın kandırmacasının ne kadar korkunç olduğunu ve ne kadar aptalca davrandığını anlıyordu. Şimdi yalnız bir ağaç olarak, kadın ile erkeğin birlikte olduğu ağacın hayaliyle sarmalanmıştı.

O anda, kırmızı kanatlı yeşil bir kuş gelip çevresinde uçmaya başladı. Kız kuşun uçuşunu izlerken gagasından parlak ve berrak bir şeyin çime düştüğünü gördü. Almak için uzandığında bunun kırmızı değerli bir taş olduğunu fark etti. Aklını karıştıran düşünceler yavaş yavaş kaybolurken taşı zor tutuyordu. Sonunda bir arzuya yenildi. Bir kendinden geçme anında ağaçla bütünleşti ve göklere yükselen dallarından birine dönüştü.

Artık her şey mükemmeldi. Dünya düzenine kavuşmuştu. Cennet bulunmuştu. Piktor artık kimsesiz bir ağaç değildi. Doyumluydu, bütündü ve yeni bir isim aldı; Piktorya. Bu isimi yükses sesle, net bir şekilde söyledi."Piktorya!" Bu isim aynı zamanda 'Viktorya'yı veya Viktory'yi(Zafer) ifade ediyordu. En sonunda dönüşmüştü. Ebedi metaformozun gerçeğini kavramıştı, çünkü bir yarımdan bir bütüne dönüşmüştü.

Bundan sonra kendisini istediği kadar değiştirebileceğini biliyordu. Sürekli yaratmanın gücü içine yerleşmişti ve kendisini bir yıldız veya bir balık veya bir bulut veya bir kuşa dönüştürebileceğini biliyordu. Ama aynı zamanda, hangi biçimi alırsa alsın bir bütün olacağını, her görüntüde bir çift olacağını anlamıştı. İçinde hem Güneş hem Ay vardı, ve o aynı zamanda hem Kadın ve hem Erkekti.


C. G. Jung & Hermann Hesse - İki Dostluğun Anıları

Yazar : Miguel Serrano


 

 
 
   
       
ANTALYA ® 2001-2005 yapımıdır.
Portalın güncellenmesi günlük olarak yapılmaktadır.
E-mail:info@rehberantalya.com