O gece Mr. Ceccarelli' nin
hanında Hesse'nin bana verdiği küçük kitabı okudum.
Cennete giren ve kendini hem kadını hemde erkeği temsil
eden bir ağacın önünde bulan genç bir adamın, Piktor'un
hikayesiydi. Piktor ağaca şaşkınlıkla bakıyor ve "Sen
Hayat Ağacı mısın? diye soruyordu.
Ağaç bir cevap vermedi. Onun
yerine yılan belirdi. Ve Piktor yoluna devam etti.
Her şeyi özenle inceledi ve gördükleriyle büyülendi.
Yolunun üzerinde Güneş'i ve Ay'ı temsil eden başka
bir ağaca rastladı. "Belki de Hayat Ağacı sensin"
dedi. Güneş onaylayarak gülüyor gibiydi. Ay gülümsedi.
Piktor'un çevresi küme küme yabani çiçeklerle doluydu.
Hepsinin yüzü insan yüzüne benziyordu. Bazıları mutlu
mutlu sallanırken bazıları anlayışla gülüyordu. Ama
aralarında hiç gülmeyen ve kıpırdamayanlar da vardı.
Kendi parfümlerinden sarhoş, dalıp gitmişlerdi. Çiçeklerin
bazıları Piktor' a Şarkı Söylediler; birisi leylakların
arzulu şarkısını söyledi, diğeri koyu mavi bir ninni.
Bir çiçeğin gözleri sert safire benziyordu; diğeri
ona ilk aşkını hatırlattı; ama bir başkası çocukken
evin bahçesinde gezindiği annesini çağrıştırdı. çiçeklerin
çoğu pırıl pırıl gülüyordu. Birisi ona dil çıkarttı.
Pembe küçük bir dildi ve Piktor ona dokunmak için
eğildi. Dokunduğu anda şarap ve balın keskin tadını
hissetti. Bunun bir kadının öpücüğü olduğunu biliyordu.
Bütün bu çiçeklerin arasında,
Piktor özlem ve korku karışımı bir duygu ile bunalmıştı.
Kalbi bu yerin ritmine yetişmek ister gibi hızlı hızlı
çarpıyordu. O esnada biraz ötede çimin üzerinde duran
bir kuş gördü. kuşun tüyleri spektrumun tüm renklerini
yansıtan tavus kuşuna benziyordu. Piktor kuşun güzelliğiyle
kendinden geçmişti. Ona yaklaştı ve sordu, 'İnsan
mutluluğu nerede bulabilir?'
'Mutluluk?' diye yanıtladı
kuş, 'Mutluluk her yerde - dağlarda, vadilerde, ve
çiçeklerde.'
Sonra boynunu oynattı, tüylerini
salladı ve hareketsizleşti. Piktor kuşun aniden bir
çiçeğe dönüştüğünü farketti. Tüyleri yaprak oldu,
pençeleri kök. Piktor şaşkınlıkla bakarken, hemen
o an, çiçek yapraklarını kıpırdatmaya başladı. Şimdiden
bir çiçek olmaktan yorulmuştu. Yavaşca yukarı doğru
süzüldü. Bir kelebeğe dönüştü. Artık yüzen bir renk
topuydu.
Piktor' un giderek artan şaşkınlığına
karşın, bu mutlu kuş-çiçek-kelebek Piktor'un başının
üzerinde daireler çizerek uçuyordu. Bir süre sonra
bir kar tanesi gibi yere süzüldü ve Piktor'un ayağının
ucunda titremeye başladı. Bir an için çırpındı, sonra
aniden koyu kırmızı ışık saçan bir kristale dönüştü.
Çimin üzerinde pırıl pırıl parlıyordu.
Piktor ona bakarken sanki dünyanın
merkezine çekiliyor gibi yavaş yavaş toprağa gömülmeye
başladı. Tam gözden kaybolacakken Piktor uzanıp yakaladı.
Elinde sıkı sıkı tuttu, çünkü dünyada ki her serüvene
uygun bir tılsım gibi görünüyordu.
O anda yakındaki bir ağaçtan
yılan belirdi ve Piktor'un kulağına fısıldadı. 'Bu
mücevher seni isteğin her şeye dönüştürebilir. Ama
o Kaybolmadan hemen dilemen lazım.' Fırsatı yitirmekten
korkan Piktor kristale gizli kelimeyi fısıldadı ve
aniden bir ağaca dönüştü. Piktor her zaman bir ağaç
olmak istemişti, çünkü ağaçların gücüne ve sükunetine
hayrandı. köklerinin toprağa yayıldığını ve dallarının
göğe uzandığını hissetti. Gövdesinden yeni yapraklar
ve dallar çıktı. Hoşnuttu. Susuz kökleri topraktan
suyu emdi. Dalları ormanın durgun havasıyla serinledi.
Kabuğuna böcekler yerleşti. Bir Oklu kirpi dibine
yuva yaptı.
İçinde bulunduğu cennet ormanında
çevresinde sürüp giden metamorfozu (başkalaşım) izledi.
Çiçeklerin değerli taşlara dönüştüklerini veya kuş
olduklarını gördü. Yanındaki ağacın kendisini bir
ırmağa dönüştürüşünü seyretti. Bir başkası timsah
oldu, bir üçüncüsü balık oldu ve neşeyle yüzüp gitti.
Bütün varlıklar bu değişim oyununda yer aldı; filler
kaya oldu, zürafalar çiçek açan ağaçlara döndü.
Tüm bu değişimin ortasında,
sadece Piktor aynı kaldı. İçinde bulunduğu durumu
farkedince mutluluğunu yitirdi ve yavaş yavaş yaşlanmaya
başladı. Birçok yaşlı ağaçta görebileceğimin yorgun
ve yitik görüntüye büründü. Bu görüntü sadece ağaçlara
özgü değildi; atlar, köpekler, hatta insanlar da zamanla
bütünlüklerini kaybedip, güzelliklerini yitiriyorlardı,
çünkü başkalaşım armağanını kaybediyorlardı. Günlerini
üzüntü ve endişeyle geçiriyorlardı.
Uzun zaman sonra sarı saçlı
küçük bir kız cennette dans ederken yolunu kaybettti.
Mavi elbisesi içinde zıplarken neşeyle şarkı söylüyordu.
Onun varlığını ormanın bütün yaratıkları fark etmişti;
çalılar dallarıyla ona doğru uzandılar, ağaçlar ona
meyvelerini attılar. Ama küçük kız onlara aldırmadı.
Derken Piktor' un bir ağaç olarak bulunduğu düzlüğe
geldi. Piktor ona baktı ve çok geç olmadan mutluluğu
yakalama ve özlem duygusuyla sarsıldı. Tüm benliğinin
onu varoluşunun anlamı üzerine odaklanmaya ve bunu
bilinç düzeyine çıkartmaya zorladığını hissetti. Geçmişini
hatırladı, cennete girmeden önce bir insan olduğunu
ve özellikle sihirli taşı elinde tuttuğu anı hatırladı,
çünkü her türlü geğişimin olası olduğu o and, kendisini
çok canlı hissetmişti. Sonra kuşu ve güneş'le ay'ı
temsil eden ağacı hatırladı, ve hatırladıkca yılanın
öğüdünün ne kadar yaşamsal olduğunu fark etti. Küçük
kız Piktorun yapraklarının ve dallarının huzursuz
hareketini hisseti ve yukarı baktığında tuhaf şekilde
endişelendi. Gölgeye oturdu; ağacın mutsuz ve yalnız
olduğunu seziyordu. Yine de bu kesin yalnızlıkta bir
asalet olduğunun farkındaydı. Ağacın gövdesine yaslandığında
Piktor'un benliğindeki fırtınayı duydu ve o da aynı
anlatılmaz duyguyla titremeye başladı. Biraz sonra
ağlıyordu ve göz yaşları elbisesine döküldükçe bu
ıstırabın nedenini düşünüyordu. Kendi yalnızlığı içinde,
kimsesiz ağaca şefkatle uzandığını hissetti.
Kızın duygularını sezen Piktor
yaşamının tüm güçlerini topladı ve onları küçük kıza
yöneltti. Şimdi yılanın kandırmacasının ne kadar korkunç
olduğunu ve ne kadar aptalca davrandığını anlıyordu.
Şimdi yalnız bir ağaç olarak, kadın ile erkeğin birlikte
olduğu ağacın hayaliyle sarmalanmıştı.
O anda, kırmızı kanatlı yeşil
bir kuş gelip çevresinde uçmaya başladı. Kız kuşun
uçuşunu izlerken gagasından parlak ve berrak bir şeyin
çime düştüğünü gördü. Almak için uzandığında bunun
kırmızı değerli bir taş olduğunu fark etti. Aklını
karıştıran düşünceler yavaş yavaş kaybolurken taşı
zor tutuyordu. Sonunda bir arzuya yenildi. Bir kendinden
geçme anında ağaçla bütünleşti ve göklere yükselen
dallarından birine dönüştü.
Artık her şey mükemmeldi. Dünya
düzenine kavuşmuştu. Cennet bulunmuştu. Piktor artık
kimsesiz bir ağaç değildi. Doyumluydu, bütündü ve
yeni bir isim aldı; Piktorya. Bu isimi yükses sesle,
net bir şekilde söyledi."Piktorya!" Bu isim
aynı zamanda 'Viktorya'yı veya Viktory'yi(Zafer) ifade
ediyordu. En sonunda dönüşmüştü. Ebedi metaformozun
gerçeğini kavramıştı, çünkü bir yarımdan bir bütüne
dönüşmüştü.
Bundan sonra kendisini istediği
kadar değiştirebileceğini biliyordu. Sürekli yaratmanın
gücü içine yerleşmişti ve kendisini bir yıldız veya
bir balık veya bir bulut veya bir kuşa dönüştürebileceğini
biliyordu. Ama aynı zamanda, hangi biçimi alırsa alsın
bir bütün olacağını, her görüntüde bir çift olacağını
anlamıştı. İçinde hem Güneş hem Ay vardı, ve o aynı
zamanda hem Kadın ve hem Erkekti.

C.
G. Jung & Hermann Hesse - İki Dostluğun Anıları

Yazar : Miguel Serrano