Toplam Ziyaretçi: 3038231     Günlük: 156     Aylık: 23215 Sistemimizde 57 online kullanıcı bulunmaktadır.  
  
 
Döviz Kurları
Borsa
 


O GİTTİ.
0 gitti. Güneş denizle öpüşürken, bir geminin
arkasında bıraktığı gümüşten yol gibi sessizce; fakat
beraberinde bir çok şeyle, beraberinde yüreğimle.
Şimdi başka bir gemiyle bambaşka bir yere; başka
farklı bir yaşama doğru yol alırken içimde merak ve
korkunun onun yokluğunu taşıyorum; kısa zamanda çok
şey paylaşmış olmanın gözlerine armağan ettiği o
bakışla gözlerimi öperken ilk kez tanıdığım ve bir
daha hiç karşılaşamayacağım bir duyguyu taşıyorum.
Evet, o gitti; ben, bizi bu koca şehirle bir
başımıza bırakarak. Ama en azından gelmişti de bir
zamanlar; içini, kalbinin kapılarını bana açmıştı.
Oysa sen hiç gelmedin, hiç ben olmadın, hep benden
uzakta erişilmez bir yerde kaldın. Bir dalganın
kanadında kendi kendimi yeniden keşfederken, yeniden
bir çok şey için acı çekmeyi öğrenirken, artık
görüntüsü silinmiş, yalnızca her an silinmeye hazır
gölgesi kalmış olan seni izliyorum, sana
hissettirmeden. Yeni sonlar; yeni, belki de bir anlamı
olmayan başlangıçlar buluyorum.
Şimdi sen de yoksun. Belki de hiç olmadın, ama beni
çok yaraladın, benden çok şey alıp götürdün varlığınla
aynı zamanda yaşanan yokluğunla, varlığından çok
yokluğunla. Artık daha iyi anlıyorum bu kalabalık
yaşamımda ne kadar büyük bir yer kapladığını; hiç bir
zaman tam olarak var olamamış olsan bile. Şu an,
seninle sesimizi, kokumuzu, anılarımızı kaldırımlarına
kazıdığımız o şehirden uzakta, çok uzakta; her şeyine
yabancı olduğum hayallerini tanımadığım bir yerde seni
düşünüyorum. Belki sen de beni düşünüyorsundur diye
ümitleniyorum. Oysa düşünmüyorsun, biliyorum.
O gün, o son gün, hiç gitmediğim yerlere gidip, hiç
tadamadığım duyguları tadarken aklımda yine sen
vardın. Biz o kaçınılmaz sona yaklaşırken, onu daha
şimdiden özlemişken, bu son kucaklaşmanın, bu son
şarkının hiç bitmemesini isterken...
Sonra turnikeye atılan bir jeton bizi kopardı. İki
vapur bizi ayrı yerlere götürmek için iskeleden
ayrıldı. İki yabancının elindeki dümenler bizi
ayırırken, bitmiş ve bitecek bütün bizler için
ağlıyordum; senin için, bir zamanlar varlığına
inandığım şimdiyse bundan bir türlü emin olamadığım
ikimiz için ağlıyordum.
Onunla birlikte son defa bu sokaklardan geçip bu koca
şehrin saçlarını son defa okşarken, biliyordu aslında
bir yarımın çok uzaklarda olduğunu. Bana değer veren,
benimse kendimden çok değer verdiğim bir insanla uzun,
çok uzun bir zaman için son saatlerimi yaşarken aklıma
hükmettiğin için kızıyordum sana.
Bulut gitti. Beraberinde müziğiyle, sesiyle; gitarını,
saçlarımı okşayan elleriyle gitti. Şimdi, daha mutlu.
Yo, hayır daha mutlu değil yalnızca daha farklı
günlerin fotoğraflarına bakarken, içimde ismini
koyamadığım bir duygu, garip bir özlem var. Bir
fotoğrafta sen ve Bulut, bir diğerinde ben ve o, bir
başkasında üçümüz birden. Ama bütün bu fotoğraflarda
senin yalnızca bedenin var, bizim gülümseyen
yüzlerimiz ve senin uzaklara bakan, bizi dünyanın
dışında tuttuğunu ve belki de oraya asla almayacağını
anlatan gözlerin.
Bulut gitti, giderken seni de götürmedi beraberinde.
Bana ait binlerce anı, binlerce umut vardı sesinde,
ama senden kalan en ufak bir iz bile yoktu. Sen buna
hiç izin vermedin çünkü. Sana senden başkasının
dokunmasına, sana kendinden bir şeyler katmasına izin
vermedin, korktun bundan.
Bulut, yağmurun oğlu. Giderken gözlerinde şimdiye
kadar görmediğim bir yakarışla "Yalvarırım Günce,
artık ondan vazgeç. O sana acıdan başka bir şey
vermedi demişti." Ama haksızdı. Evet , sen bana pek
çok acı verdin, hiç ben olmadın, hiç bana gelmedin.
Bana gülümserken bile, belki hayalinde yaşattığın
belki de bir zamanlar seni sevmiş birine aitti
gözlerin. Seninle yalnızca sen istediğinde bir şeyler
paylaştık... Ama bana umut da verdin. Umulmadık
zamanlarda beklenmedik bir tek sözünle, tek bir
bakışınla beni bulutların üstüne çıkardın. Fakat hemen
ardından paramparça ettin beni. İşte bu yüzden
unutmalıyım seni, bana acıdan başka hiç bir şey
vermemiş olduğun için değil, gelecek günlerimi;
sevgiye, aşka güvenimi öldürdüğün için vazgeçmeliyim
senden. Artık sana gelen bütün kapılarımı kapatıyorum.
Bunu yapmam gerektiğini sensiz ve sesinden uzak geçen
günlerimde, gözlerinin başka gözleri öptüğünü düşünüp
uyuyamadığım gecelerde anladım.
Bulut gitti, sense gelmediğin halde ondan önce gittin.
O geri dönmeyecek; dönmesi için ona hiç bir şey
vermedim, veremedim çünkü. Anlar, aylar ömürler sonra
dönse bile bir yabancı olacak. Oysa sen döneceksin.
Belki bir parça değişmiş olarak, bir parça daha benden
uzaklaşmış olarak, ama yine de sen olarak döneceksin,
bir yabancı olmadan. Bir gün yine seninle bu yalnız
kentin kaldırımlarında yağmurla yarışacağız. Ama bir
daha asla gözlerimde kendini göremeyeceksin. Sesimde
gizli hislerimi bir daha çözemeyeceksin...
Şu an, geçmişten kalma bir evde, ilk çocukluk
yıllarımı geçirdiğim bu yerde kendimle yeniden yüz
yüze geliyorum. Acı verdiği için gömdüğüm, bütün
gücümle bastırdığım her şey yavaş yavaş meydana
çıkıyor. Hepsini geç kalmış acılarını çekiyorum birer
birer. Yeniden kendim oluyorum böylece; içimde gizlice
kanayan yaraları ortaya çıkartıp onları sardıkça,
onlarla gerektiği gibi meşgul olup onların gizlerini
çözdükçe, benliğime biraz daha kavuşuyorum. Mekanik
bir varlık olmaktan çıkıp yeniden bir insana
dönüşüyorum ve bu yeni insanın içindeki bütün sesleri;
gözlerindeki ve ellerindeki bütün izleri, içindeki
bütün insanları senden temizliyor, içinde ona ait
olmayan bir insanı, seni taşımasına engel olmaya
çalışıyorum.



 

 
 
   
       
ANTALYA ® 2001-2005 yapımıdır.
Portalın güncellenmesi günlük olarak yapılmaktadır.
E-mail:info@rehberantalya.com