Toplam Ziyaretçi: 3043381     Günlük: 299     Aylık: 299 Sistemimizde 63 online kullanıcı bulunmaktadır.  
  
 
Döviz Kurları
Borsa
 


AŞK YAZILARI
Hoşlanmak: Beğenmek, güzel bulmak, ilgilenmek ...
Sevmek: Güvenmek, sorumluluk duymak, alışmak ...
Aşık olmak: Yenilmek, tutulmak, tutku duymak ...


AŞKIN TANIMI
Aşkın tanımını yapmak, herhangi bir rengin veya bir meyvenin tadının tanımı yapmak kadar zordur. Hatta, farklı insanlarda farklı aşk oluşumlarının yaşanıyor olması, tıpkı bir rengin farklı tonlarının olması veya bir meyvenin farklı türlerinin farklı tadlarının olması gibi tarifedilmesini gittikçe zorlaştırır. Bunun en önemli sebebi; bazı duyularımızın sözle anlatılmasının zor olmasıdır.Aşk da; görmek, tatmak, koklamak, işitmek, dokunmak gibi bir duyunun sonucudur insanda: sevmek duyusunun... Gözler, dil, burun, kulak ve ten organları gibi; beyin de bir duyu organıdır. Ancak burada duyulan şey; bazen diğer duyu organlarından alınan duyum bilgilerin işlenmesi olabildiği gibi,bazen de kendisi tarafindan üretilen şeyler olabilir. Bunlar için; güzel bir manzara karşısında insanın iç rahatlığı ve mutluluk hissetmesi ve aşık olan kişiye şiir yazılması örnekleri gösterilebilir.Edebi olarak sevgi kalple ilişkilendirilir. Aslında sevgi beyinde duyumsanan bir şeydir. Aşk ise bu sevginin beyinde bazı işlevlerin değişmesine sebep olmasıdır: Egoistlik, kendini beğenme, kendini sevme, mantıklı hareket etme gibi işlevlerin etkileri azalır veya yok olur duyumsanan aşkın şiddetine göre. Bir tutku halini alır aşk. Bazen de deliliğe kadar uzanır...
Erich Fromm'un "Seni seviyorum diyebiliyorsam bu, sende bütün insanlığı, bir anlamda canlı olan herşeyi ve yine sende kendimi seviyorum demektir."açıklamasında aşkın; insanın kendi içindeki güzelliği bir başkası üzerinde yansıtması tanımı da gizlidir. Bu belki de, insanın içindeki gizli-narsizmin bir sonucudur; yani kendini sevme yerine kendisinin özelliklerini bir baskasının üzerinde görerek sevme...
Krisnamurti ise sevmek konusunda şu yorumları yapıyor: "Bir kimseyi sevmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz? Bir ağacı, bir kuşu ya da bakıp gözettiğiniz bir evcil hayvanı sevebilir misiniz? Size hiç bir karşılık vermese, gölgesinden de yararlanamasanız, arkanızdan da gelmese, size bagımlılık da duymasa gene de sevebilir misiniz? Çoğumuz böyle bir sevgiye kapalıyız, çoğumuz bu biçimde sevemeyiz, çünkü sevgi bizim için her zaman,kaygıyla, tedirginlikle, kıskançlıkla, korkuyla çevrelenmiştir. Yalnızca sevip sevgiyi orada bırakmak istemiyoruz, sevip de sevmekle yetinemiyoruz,sevgimize bir karşılık bekliyoruz. Bu isteğimizle de başka bir kimseye bağımlı olmuş oluyoruz. İşte bunun için sevin ve bununla yetinin. Sevgi bir tepki değildir. Eğer siz, 'Beni severseniz ben de sizi severim' diyorsanız bunun adına ticaret derler, alışveriş derler. O zaman sevgi pazarda alınıp satılacak bir şey olur, buna sevgi denmez. Sevmek bir karşılık beklememektir. Sevdiğiniz zaman bir şey verdiğinizi bile düşünmemelisiniz.Ancak böyle bir sevgi özgürlükle uzlaşabilir..."
Aşkta karşılık beklememek ile ilgili Tolstoy ise şunları söylüyor: "Gerçek aşk daima, kişisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde yükselir".Jon Nuttall ise, aşkın biyolojik bir olgu olduğunu iddia ediyor ve şu görüşleri reddediyor: "Bir kişiye aşık olmakla bir kişiye ilgi duymak karşı karşıya getirilir. Cinsel çekicilik şıklıkla 'yalnızca fiziksel' ve hayvan yanımızın parçası olan bir şey olarak betimlenirken, aşık olmak bu fiziksel çekimin üzerinde ve ötesinde bir şey olarak düşünülür -gerçekten de, hatta denir ki, ideal aşk şeylerin fiziksel yanlarıyla 'kirlenmemiş' manevi aşktır.".
Bana Jon Nuttall'in eleştirdiği görüşler çok da yanlış gelmedi...Çünkü bana göre de aşk iki türlüdür: karşı tarafın iyiliğini isteyen 'iç yakınlıgı' ve karşı tarafı sahiplenen, kendi mali gibi gören 'şehvet'duyguları. Birincisini gerçek aşk olarak , ikincisini de sahte aşk veya kendini aşık sanma olarak nitelendirebiliriz.
Aşağıdakı şiir bunu güzel açıklamış:"Aşka Dair Ne Varsa"Sevgi bir insana sahip olmak degil bir insanla OLMAKTIR bir insanla herşeyi paylaşmaktır. Herşeyini bağışlamaktır.Bir insanın herşeyi olmaktır.Herşeyini almak değil(İsmail Acarkan)
Aşk hakkındakı en güzel tanımı ise Aziz Nesin yapmıstır: "Aşk bir kişinin karşı tarafa yenik düşmesidir". Bu cümle aşkın ne olduğunu tam olarak tarif eder... Bir taraf öteki tarafa yenik düşünce, aşk başlar. Genelde tek taraflı olur bu yüzden aşklar; bir taraf yenen, diğer taraf yenilen olur.Bazen galip taraf tuzakları kuran kişidir. Schopenhauer'i "Tuzaktan başka bir şey değildir aşk / tuzaktan başka bir şey değildir aşk" diye bağırtan budur. Bazen de tuzak olmadan av yakalanmıştır. Bazen de iki taraf birden tuzağa düşer (yani maç berabere bitmiştir) (Aralarında birbirlerinden başka engeller olduğu zamanlar örneğin...)Yenilgi kolaylıkla bir tutkuya dönüşür. Artık mantık devre dışı kalır...
Antoine Bret'in "Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur" tarifi işbaşındadır. Askerlik gibi bir şeydir aşk; Mantığın bittiği yerde başlar(veya başlaması mantığın bitmesine sebep olur). Mantık bittiği zaman;iyi-kötü, fayda-zarar kavramları da birbirine karışır, aşık olanın aleyhine sonuçlansa bile bu durum, mantık devreye girmekte zorlanır. Descartes'e göre"Aşk, kendisini doğuran nesnenin iyi mi kötü mü olduğunu katiyen farketmeksizin bizde uyandırılabilen bir tutkudur". (Belki de Descartes, "Seviyorum öyleyse yokum" demek istemiştir :) Mantık devre dışı kalınca aklın işleyişi de değişir.
İsmail Acarkan'a göre:"Aşıklarla deliler arasındaki fark delilerde aklın bir daha dönmemek üzere gitmesi, aşıklarda ise aklın geri dönüşünün mümkün olmasıdır. Zaten insanın aklı başına gelince aşk intihar eder...". Aşık olanlar, deliliğin değişik rütbelerinde bulunurlar; en çok aşık olan deliliğin en üst rütbesinde yani binbaşılığa yükselir, ve bunların şafak sayıları hiç bitmez...Aşkın önemli bir özelliği ise içinde pişmanlık duygusunun olmamasıdır..."Keşke"ler olmaz gerçek aşkta... Sonradan pişmanlık duyulan bir aşk, gerçek bir aşkı yansıtmıyordur yani...Aşkın bir tutku olarak devam etmesi ise kavuşmaya kadar devam eder. Eğer bu kavuşma, ayrılma ihtimalini azaltan bir yapıya dönüşmüşse, o zaman aşk da biter; kendini sevgiye bırakır. Çoğunlukla evliliğin aşkı öldürmesi ve yerini sevgiye bırakmasının sebebi budur.Aşkın, kavuşmadan sonra devam edebilmesinin mümkün olması bazı şeylerin anlaşılmasına ve yerine getirilmesine bağlıdır.İlk olarak yenilginin devam etmesi zorunludur; bu ise karşı tarafın sahiplenilmemesine bağlıdır.İkinci olarak paylaşımcılık olmalı ve devam ettirilmelidir.
Saint-Exupery'nin"...(aşk) karşılıklı geçip birbirinin gözüne bakmak değil, el ele verip aynı noktaya bakmak ve gene el ele o noktaya doğru ilerlemektir" tavsiyesine uyularak aşk devam ettirilebilir. Üçüncü olarak, aşk karşılıklı olarak ifade edilmeye devam edilmelidir; aşk alışkanlığa yenik düşürülmemelidir yani...
DÜNYANIN EN KÜÇÜK AŞK ŞİİRİ(A)şk (Ş)iiri (K)üçük aşk:Sen Ve Ben.(Kerim Arıcan)
LEO BUSCAGLIA - "TEKLİFSİZLİK VE SEVGİNİN ROLÜ"-Bazı yerleri atlanılarak alıntılanmıştır-İşlevlerini tümüyle yapan kişiler başkalarına gereksinim duyacaklarını bilirler... Teklifsizlik ve sevgiyi gelişmeleri yolunda özel bir firsat olarak görürler. Baska bir kişiye sahip olamayacaklarını anlar ve aynı şekilde başkaları tarafindan sahip olunmaya istek duymazlar. Teklifsizliğin insanları bir araya getirdiğini bilirler ama her bir kişinin kendi özerkliğini koruma sorumluluğunun bulunduğunun da farkındadırlar. Çünkü diğer kişilerle birlikte gelişmek için onlardan ayrı bireyler halinde kalmalıdırlar. Sevgi ve teklifsizliğe meydan okunur ama bunlar kişilerin arasındaki farklarla tehdit edilemez. İşlevlerini tümüyle yapan kişiler, iki ayrı bireyin teklifsiz bir ilişkiyi kurmak istediklerinde iki ayrı dünyaı ibir araya getirdiklerini ve böylece ortak noktaları değil de farklılıkları birbirine yaklaştırdıklarını bilirler. İşte bu farklar onların gelişmesini harekete getirmeyi sürdürecektir. Sevgimizin derinliği çoğu kez kendimizi başkalarıyla paylasma isteğimizin derinliği ile ölçülür. İşe önce ayrı"ben"lerle başlarız. İki "ben" arasında paylaşılmış bir alanı oluştururuz ve buna "biz" deriz. İşte bu alanda teklifsizlik gelişir. İki ayrı "ben"arasında ortak deneyimler çoğaldıkça "biz" denilen alan genişler.Teklifsizlik ve sevginin pek çok aşaması bulunmaktadır; bu yüzden sürekli değişme halindedirler... Kolumuza giren insan yarin ve hatta bir saat sonra aynı kişi olarak kalmayacaktır. Sevgi durup geriye bakmakla gelişmez ve artmaz. Sevgi her zaman şu bulunduğumuz anın içinde yaşanmalıdır.Olgunlaşmış teklifsizlik ve sevgi, beklentiler üzerine kurulamaz. Hiç kimse bizim tüm beklentileri bilip onları bütünüyle karşılayamayacağından, diğer kişilerden bekleyeceğimiz onların yalnızca düş kırıklıklarımıza ve acılarımıza neden olabilecekleri şeklinde olmalıdır. Sevgide geçerli tek beklenti, sevdiklerimizin kendileri olarak ve bizim de kendimiz olarak kalmamızdır. Bir görev ya da yüklenim olarak verilen sevgi en büyük hakarettir ve bu nedenle de gerçek sevgi değildir.Gerçek sevgi ve teklifsizlik en iyi içten geldiği gibi davranmakla gelişir ve neşe, güzellik ile kahkahanın pek bol olarak yaşanması firsatını verir.....Paylaşılan deneyim bir anda iki kişiyi tek kişi gibi yapar. Böyle derin teklifsizlik anları sevgiyi daha tazeleyici, heyecanlandırıcı ve gençlikle dolu hale getirecektir.Olgunlaşmış teklifsizlik fiziksel temasları içerir. Burada sevilen kişiye yakın olma, onunla fiziksel temaslar yapma, o kişiyi kucaklama ve onu yakınımızda tutmanın oluşturduğu duygusal gereksinimin dirimsel önemde olduğu görülmektedir... Cinsellik, kişinin gerçek sevgisinin ifadesi olarak insanca birleşmesinin en ileri düzeyidir.Sevgi ve teklifsizlik bazı sözlerle ifade edilmeye gereksinim gösterir. Çok sık olarak diğer kişi ya da kişilerin ne düsündüğümüzü veya neyi nasıl duyumsadığımızı bildiklerini varsayarız. Ve bunun doğru olmadığını öğrendiğimizde de sıklıkla büyük hayretler içinde kalırız. Seven insanın sorumluluğu sevdiğine uzanmak ve onun kalbine bir sözcükle, kısa bir mektupla, bir çiçekle, basit bir şiirle dokunarak garanti verme yolunda gerekli mesaji ulaştırmaktır. Kişiler, sevginin ifade edilişini tanıyıp bilmekten bıkmazlar.Sevgi ve teklifsizlik tutkuyu gerektirir. Diğer kişiyle birlikte duyumsamadıkça sevmeye muktedir olamayız. Bunun anlamı da, diğer kişinin duyumsama ve davranışlarını tam olarak anlayıp paylaşabileceğimiz demek değildir... Işte bu noktada tutkular da başlar.Sevgi ve teklifsizlikte sömürüye yer yoktur... Bir ilişki içinde sömürü ne olursa olsun sevgi dolu bir ilişki olamaz.
İLAHİ AŞKIN TANIMI : Aşkın bir de ilahi yönü vardır. İslam tasavvufunda, Allah kendisine olan sevgisini göstermek üzere, kendi ruhundan üfleyerek yarattıgı insanda aşkı yaratmıştır. Böylece insanlar, yarattığı güzellikler vasıtasıyla Allah'a ve birbirlerine aşkla bağlanacaklardır.
Yunus Emre'nin "Bir ben var bende benden içeri" mısralarındaki kasıt,insanın içinde bulunan İlahi ruha ulaşma isteğidir. Tasavvufta aşk, Allah'ın kendisine ulaşmak içindir. Bunun için kainattaki herşeyin Allah'ın bir yansıması olduğunu idrak etmek ve her şeye Allah'ın güzellikleri nazarıyla bakmak gerekmektedir.
Kendi içindeki Allah'ın nurunu keşfeden Hallac-i Mansur, bunu "Enel Hak!" (Ben Hakk'ım) diyerek ortaya koymuştur (Ne yazık ki bu sözünden vazgeçmediği için idam edilmiştir!).
Tasavvuftaki en ilginç ve en sıra dışı yorumları Seyhül Ekber (En Büyük Şeyh) Muhyiddin İbni Arabi (1165-1240) yapmıştır.
Özellikle "Fusus Ül Hikem"(Hikmetlerin Özü) kitabının "Hz.Muhammed Bahsi" bölümünde aşkla ilgili yazdıkları çok ilginçtir (ve yüzyıllarca İslam dünyasında okunması yasaklanmıştır).İbni Arabi, bu konuda Hz.Muhammed'in "Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz." hadisinde kadın-güzel koku-namaz sıralamasının hikmetlerini anlatmaktadır:
Allah, Kuran'da "Ben Adem'e ruhumdan üfledim" ayetiyle, Hz.Adem'i kendi ruhundan yarattığını söylemektedir (Bu yüzden meleklerin hepsi ona secde ettirilmiştir).
Hz.Havva'yı da Hz.Adem'den yarattiğını söylemektedir. Yani Allah kendisinden erkeği, ve erkekten de kadını yaratmıştır. Hz.Muhammed'e dünyada öncelik olarak kadının sevdirilmiş ve o da kadınlara arzulu olmuştur. Bu arzu ise bütünü oluşturan Allah'ın kendisinden olan parçaya(yani insana) olan arzusu gibi olmuştur. Bundan dolayı, Hz.Muhammed "ben sevdim" dememiş; "bana sevdirildi" demiştir.
Kuran'da Allah, "Ya Davud! Benim de onlara - yani bana arzulu olanlara - evkim pek şiddetlidir" buyurmuştur. Allah'ın bu arzusu ise engelsiz olarak kuluna kavuşmak arzusudur (Aslında Allah insana üflediği kendi ruhuna arzu duymaktadır).Erkeğin kadına olan arzusu da, kendisinden bir parça olmasındandır. Yani erkek aslında kendisine arzu duymaktadır. Ayrıca; erkeğin Allah'a arzu duyması gibi, kadın da erkeğe arzu duymaktadır. Allah kainatın dışında olduğundan dolayı, O'nun görünüşü maddeden oluşan kainat içinde mümkün olmadığından, Allah'ın kadındaki görünüşü Allah'a ulaşmanın en büyük ve en mükemmel derecesi kılınmıştır. Allah'a kavuşmanın en büyüğü ise kadın ile erkeğin (nikahlı olarak) çiftleşmesidir. Böylece erkek bu birlesmede mümkün olan en yakın şekilde Allah'ı görmektedir. Ayrıca; erkek ve kadın görünüşte zevk alırken, aslında Allah da bu işte zevk içinde olmaktadır. Ve bu yüzden erkeğin kadına ve kadının erkeğe olan sevgisi İlahi bir sevgidir...İbni Arabi'nin yazdıklarına göre aşk, dünyada kendisine ulaşılması maddi sebeplerden ötürü mümkün olmayan Allah'a ulaşmak için en geçerli yoldur. İki cinsi birbirine aşık olduğunda aslında Allah'ın kendisi aşık olmaktadır.Çünkü aşkın kaynağı Allah'tır.
..
Kerim Arıca





 
 
   
       
ANTALYA ® 2001-2005 yapımıdır.
Portalın güncellenmesi günlük olarak yapılmaktadır.
E-mail:info@rehberantalya.com