|
AŞK
YAZILARI
Hoşlanmak: Beğenmek, güzel bulmak, ilgilenmek ...
Sevmek: Güvenmek, sorumluluk duymak, alışmak ...
Aşık olmak: Yenilmek, tutulmak, tutku duymak ...
AŞKIN
TANIMI
Aşkın tanımını yapmak, herhangi bir rengin veya bir meyvenin
tadının tanımı yapmak kadar zordur. Hatta, farklı insanlarda
farklı aşk oluşumlarının yaşanıyor olması, tıpkı bir rengin
farklı tonlarının olması veya bir meyvenin farklı türlerinin
farklı tadlarının olması gibi tarifedilmesini gittikçe
zorlaştırır. Bunun en önemli sebebi; bazı duyularımızın
sözle anlatılmasının zor olmasıdır.Aşk da; görmek, tatmak,
koklamak, işitmek, dokunmak gibi bir duyunun sonucudur
insanda: sevmek duyusunun... Gözler, dil, burun, kulak
ve ten organları gibi; beyin de bir duyu organıdır. Ancak
burada duyulan şey; bazen diğer duyu organlarından alınan
duyum bilgilerin işlenmesi olabildiği gibi,bazen de kendisi
tarafindan üretilen şeyler olabilir. Bunlar için; güzel
bir manzara karşısında insanın iç rahatlığı ve mutluluk
hissetmesi ve aşık olan kişiye şiir yazılması örnekleri
gösterilebilir.Edebi olarak sevgi kalple ilişkilendirilir.
Aslında sevgi beyinde duyumsanan bir şeydir. Aşk ise bu
sevginin beyinde bazı işlevlerin değişmesine sebep olmasıdır:
Egoistlik, kendini beğenme, kendini sevme, mantıklı hareket
etme gibi işlevlerin etkileri azalır veya yok olur duyumsanan
aşkın şiddetine göre. Bir tutku halini alır aşk. Bazen
de deliliğe kadar uzanır...
Erich Fromm'un "Seni seviyorum diyebiliyorsam bu, sende
bütün insanlığı, bir anlamda canlı olan herşeyi ve yine
sende kendimi seviyorum demektir."açıklamasında aşkın;
insanın kendi içindeki güzelliği bir başkası üzerinde
yansıtması tanımı da gizlidir. Bu belki de, insanın içindeki
gizli-narsizmin bir sonucudur; yani kendini sevme yerine
kendisinin özelliklerini bir baskasının üzerinde görerek
sevme...
Krisnamurti ise sevmek konusunda şu yorumları yapıyor:
"Bir kimseyi sevmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz?
Bir ağacı, bir kuşu ya da bakıp gözettiğiniz bir evcil
hayvanı sevebilir misiniz? Size hiç bir karşılık vermese,
gölgesinden de yararlanamasanız, arkanızdan da gelmese,
size bagımlılık da duymasa gene de sevebilir misiniz?
Çoğumuz böyle bir sevgiye kapalıyız, çoğumuz bu biçimde
sevemeyiz, çünkü sevgi bizim için her zaman,kaygıyla,
tedirginlikle, kıskançlıkla, korkuyla çevrelenmiştir.
Yalnızca sevip sevgiyi orada bırakmak istemiyoruz, sevip
de sevmekle yetinemiyoruz,sevgimize bir karşılık bekliyoruz.
Bu isteğimizle de başka bir kimseye bağımlı olmuş oluyoruz.
İşte bunun için sevin ve bununla yetinin. Sevgi bir tepki
değildir. Eğer siz, 'Beni severseniz ben de sizi severim'
diyorsanız bunun adına ticaret derler, alışveriş derler.
O zaman sevgi pazarda alınıp satılacak bir şey olur, buna
sevgi denmez. Sevmek bir karşılık beklememektir. Sevdiğiniz
zaman bir şey verdiğinizi bile düşünmemelisiniz.Ancak
böyle bir sevgi özgürlükle uzlaşabilir..."
Aşkta karşılık beklememek ile ilgili Tolstoy ise şunları
söylüyor: "Gerçek aşk daima, kişisel yarar duygusundan
vazgeçme temeli üzerinde yükselir".Jon Nuttall ise, aşkın
biyolojik bir olgu olduğunu iddia ediyor ve şu görüşleri
reddediyor: "Bir kişiye aşık olmakla bir kişiye ilgi duymak
karşı karşıya getirilir. Cinsel çekicilik şıklıkla 'yalnızca
fiziksel' ve hayvan yanımızın parçası olan bir şey olarak
betimlenirken, aşık olmak bu fiziksel çekimin üzerinde
ve ötesinde bir şey olarak düşünülür -gerçekten de, hatta
denir ki, ideal aşk şeylerin fiziksel yanlarıyla 'kirlenmemiş'
manevi aşktır.".
Bana Jon Nuttall'in eleştirdiği görüşler çok da yanlış
gelmedi...Çünkü bana göre de aşk iki türlüdür: karşı tarafın
iyiliğini isteyen 'iç yakınlıgı' ve karşı tarafı sahiplenen,
kendi mali gibi gören 'şehvet'duyguları. Birincisini gerçek
aşk olarak , ikincisini de sahte aşk veya kendini aşık
sanma olarak nitelendirebiliriz.
Aşağıdakı şiir bunu güzel açıklamış:"Aşka Dair Ne Varsa"Sevgi
bir insana sahip olmak degil bir insanla OLMAKTIR bir
insanla herşeyi paylaşmaktır. Herşeyini bağışlamaktır.Bir
insanın herşeyi olmaktır.Herşeyini almak değil(İsmail
Acarkan)
Aşk hakkındakı en güzel tanımı ise Aziz Nesin yapmıstır:
"Aşk bir kişinin karşı tarafa yenik düşmesidir". Bu cümle
aşkın ne olduğunu tam olarak tarif eder... Bir taraf öteki
tarafa yenik düşünce, aşk başlar. Genelde tek taraflı
olur bu yüzden aşklar; bir taraf yenen, diğer taraf yenilen
olur.Bazen galip taraf tuzakları kuran kişidir. Schopenhauer'i
"Tuzaktan başka bir şey değildir aşk / tuzaktan başka
bir şey değildir aşk" diye bağırtan budur. Bazen de tuzak
olmadan av yakalanmıştır. Bazen de iki taraf birden tuzağa
düşer (yani maç berabere bitmiştir) (Aralarında birbirlerinden
başka engeller olduğu zamanlar örneğin...)Yenilgi kolaylıkla
bir tutkuya dönüşür. Artık mantık devre dışı kalır...
Antoine Bret'in "Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur"
tarifi işbaşındadır. Askerlik gibi bir şeydir aşk; Mantığın
bittiği yerde başlar(veya başlaması mantığın bitmesine
sebep olur). Mantık bittiği zaman;iyi-kötü, fayda-zarar
kavramları da birbirine karışır, aşık olanın aleyhine
sonuçlansa bile bu durum, mantık devreye girmekte zorlanır.
Descartes'e göre"Aşk, kendisini doğuran nesnenin iyi mi
kötü mü olduğunu katiyen farketmeksizin bizde uyandırılabilen
bir tutkudur". (Belki de Descartes, "Seviyorum öyleyse
yokum" demek istemiştir :) Mantık devre dışı kalınca aklın
işleyişi de değişir. İsmail Acarkan'a göre:"Aşıklarla
deliler arasındaki fark delilerde aklın bir daha dönmemek
üzere gitmesi, aşıklarda ise aklın geri dönüşünün mümkün
olmasıdır. Zaten insanın aklı başına gelince aşk intihar
eder...". Aşık olanlar, deliliğin değişik rütbelerinde
bulunurlar; en çok aşık olan deliliğin en üst rütbesinde
yani binbaşılığa yükselir, ve bunların şafak sayıları
hiç bitmez...Aşkın önemli bir özelliği ise içinde pişmanlık
duygusunun olmamasıdır..."Keşke"ler olmaz gerçek aşkta...
Sonradan pişmanlık duyulan bir aşk, gerçek bir aşkı yansıtmıyordur
yani...Aşkın bir tutku olarak devam etmesi ise kavuşmaya
kadar devam eder. Eğer bu kavuşma, ayrılma ihtimalini
azaltan bir yapıya dönüşmüşse, o zaman aşk da biter; kendini
sevgiye bırakır. Çoğunlukla evliliğin aşkı öldürmesi ve
yerini sevgiye bırakmasının sebebi budur.Aşkın, kavuşmadan
sonra devam edebilmesinin mümkün olması bazı şeylerin
anlaşılmasına ve yerine getirilmesine bağlıdır.İlk olarak
yenilginin devam etmesi zorunludur; bu ise karşı tarafın
sahiplenilmemesine bağlıdır.İkinci olarak paylaşımcılık
olmalı ve devam ettirilmelidir.
Saint-Exupery'nin"...(aşk) karşılıklı geçip birbirinin
gözüne bakmak değil, el ele verip aynı noktaya bakmak
ve gene el ele o noktaya doğru ilerlemektir" tavsiyesine
uyularak aşk devam ettirilebilir. Üçüncü olarak, aşk karşılıklı
olarak ifade edilmeye devam edilmelidir; aşk alışkanlığa
yenik düşürülmemelidir yani...
DÜNYANIN EN KÜÇÜK AŞK ŞİİRİ(A)şk (Ş)iiri (K)üçük aşk:Sen
Ve Ben.(Kerim Arıcan)
LEO BUSCAGLIA - "TEKLİFSİZLİK VE SEVGİNİN ROLÜ"-Bazı yerleri
atlanılarak alıntılanmıştır-İşlevlerini tümüyle yapan
kişiler başkalarına gereksinim duyacaklarını bilirler...
Teklifsizlik ve sevgiyi gelişmeleri yolunda özel bir firsat
olarak görürler. Baska bir kişiye sahip olamayacaklarını
anlar ve aynı şekilde başkaları tarafindan sahip olunmaya
istek duymazlar. Teklifsizliğin insanları bir araya getirdiğini
bilirler ama her bir kişinin kendi özerkliğini koruma
sorumluluğunun bulunduğunun da farkındadırlar. Çünkü diğer
kişilerle birlikte gelişmek için onlardan ayrı bireyler
halinde kalmalıdırlar. Sevgi ve teklifsizliğe meydan okunur
ama bunlar kişilerin arasındaki farklarla tehdit edilemez.
İşlevlerini tümüyle yapan kişiler, iki ayrı bireyin teklifsiz
bir ilişkiyi kurmak istediklerinde iki ayrı dünyaı ibir
araya getirdiklerini ve böylece ortak noktaları değil
de farklılıkları birbirine yaklaştırdıklarını bilirler.
İşte bu farklar onların gelişmesini harekete getirmeyi
sürdürecektir. Sevgimizin derinliği çoğu kez kendimizi
başkalarıyla paylasma isteğimizin derinliği ile ölçülür.
İşe önce ayrı"ben"lerle başlarız. İki "ben" arasında paylaşılmış
bir alanı oluştururuz ve buna "biz" deriz. İşte bu alanda
teklifsizlik gelişir. İki ayrı "ben"arasında ortak deneyimler
çoğaldıkça "biz" denilen alan genişler.Teklifsizlik ve
sevginin pek çok aşaması bulunmaktadır; bu yüzden sürekli
değişme halindedirler... Kolumuza giren insan yarin ve
hatta bir saat sonra aynı kişi olarak kalmayacaktır. Sevgi
durup geriye bakmakla gelişmez ve artmaz. Sevgi her zaman
şu bulunduğumuz anın içinde yaşanmalıdır.Olgunlaşmış teklifsizlik
ve sevgi, beklentiler üzerine kurulamaz. Hiç kimse bizim
tüm beklentileri bilip onları bütünüyle karşılayamayacağından,
diğer kişilerden bekleyeceğimiz onların yalnızca düş kırıklıklarımıza
ve acılarımıza neden olabilecekleri şeklinde olmalıdır.
Sevgide geçerli tek beklenti, sevdiklerimizin kendileri
olarak ve bizim de kendimiz olarak kalmamızdır. Bir görev
ya da yüklenim olarak verilen sevgi en büyük hakarettir
ve bu nedenle de gerçek sevgi değildir.Gerçek sevgi ve
teklifsizlik en iyi içten geldiği gibi davranmakla gelişir
ve neşe, güzellik ile kahkahanın pek bol olarak yaşanması
firsatını verir.....Paylaşılan deneyim bir anda iki kişiyi
tek kişi gibi yapar. Böyle derin teklifsizlik anları sevgiyi
daha tazeleyici, heyecanlandırıcı ve gençlikle dolu hale
getirecektir.Olgunlaşmış teklifsizlik fiziksel temasları
içerir. Burada sevilen kişiye yakın olma, onunla fiziksel
temaslar yapma, o kişiyi kucaklama ve onu yakınımızda
tutmanın oluşturduğu duygusal gereksinimin dirimsel önemde
olduğu görülmektedir... Cinsellik, kişinin gerçek sevgisinin
ifadesi olarak insanca birleşmesinin en ileri düzeyidir.Sevgi
ve teklifsizlik bazı sözlerle ifade edilmeye gereksinim
gösterir. Çok sık olarak diğer kişi ya da kişilerin ne
düsündüğümüzü veya neyi nasıl duyumsadığımızı bildiklerini
varsayarız. Ve bunun doğru olmadığını öğrendiğimizde de
sıklıkla büyük hayretler içinde kalırız. Seven insanın
sorumluluğu sevdiğine uzanmak ve onun kalbine bir sözcükle,
kısa bir mektupla, bir çiçekle, basit bir şiirle dokunarak
garanti verme yolunda gerekli mesaji ulaştırmaktır. Kişiler,
sevginin ifade edilişini tanıyıp bilmekten bıkmazlar.Sevgi
ve teklifsizlik tutkuyu gerektirir. Diğer kişiyle birlikte
duyumsamadıkça sevmeye muktedir olamayız. Bunun anlamı
da, diğer kişinin duyumsama ve davranışlarını tam olarak
anlayıp paylaşabileceğimiz demek değildir... Işte bu noktada
tutkular da başlar.Sevgi ve teklifsizlikte sömürüye yer
yoktur... Bir ilişki içinde sömürü ne olursa olsun sevgi
dolu bir ilişki olamaz. İLAHİ AŞKIN TANIMI : Aşkın
bir de ilahi yönü vardır. İslam tasavvufunda, Allah kendisine
olan sevgisini göstermek üzere, kendi ruhundan üfleyerek
yarattıgı insanda aşkı yaratmıştır. Böylece insanlar,
yarattığı güzellikler vasıtasıyla Allah'a ve birbirlerine
aşkla bağlanacaklardır.
Yunus Emre'nin "Bir ben var bende benden içeri" mısralarındaki
kasıt,insanın içinde bulunan İlahi ruha ulaşma isteğidir.
Tasavvufta aşk, Allah'ın kendisine ulaşmak içindir. Bunun
için kainattaki herşeyin Allah'ın bir yansıması olduğunu
idrak etmek ve her şeye Allah'ın güzellikleri nazarıyla
bakmak gerekmektedir.
Kendi içindeki Allah'ın nurunu keşfeden Hallac-i Mansur,
bunu "Enel Hak!" (Ben Hakk'ım) diyerek ortaya koymuştur
(Ne yazık ki bu sözünden vazgeçmediği için idam edilmiştir!).
Tasavvuftaki en ilginç ve en sıra dışı yorumları Seyhül
Ekber (En Büyük Şeyh) Muhyiddin İbni Arabi (1165-1240)
yapmıştır. Özellikle "Fusus Ül Hikem"(Hikmetlerin
Özü) kitabının "Hz.Muhammed Bahsi" bölümünde aşkla ilgili
yazdıkları çok ilginçtir (ve yüzyıllarca İslam dünyasında
okunması yasaklanmıştır).İbni Arabi, bu konuda Hz.Muhammed'in
"Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Kadın, güzel
koku ve gözümün nuru namaz." hadisinde kadın-güzel koku-namaz
sıralamasının hikmetlerini anlatmaktadır:
Allah, Kuran'da "Ben Adem'e ruhumdan üfledim" ayetiyle,
Hz.Adem'i kendi ruhundan yarattığını söylemektedir (Bu
yüzden meleklerin hepsi ona secde ettirilmiştir).
Hz.Havva'yı da Hz.Adem'den yarattiğını söylemektedir.
Yani Allah kendisinden erkeği, ve erkekten de kadını yaratmıştır.
Hz.Muhammed'e dünyada öncelik olarak kadının sevdirilmiş
ve o da kadınlara arzulu olmuştur. Bu arzu ise bütünü
oluşturan Allah'ın kendisinden olan parçaya(yani insana)
olan arzusu gibi olmuştur. Bundan dolayı, Hz.Muhammed
"ben sevdim" dememiş; "bana sevdirildi" demiştir.
Kuran'da Allah, "Ya Davud! Benim de onlara - yani bana
arzulu olanlara - evkim pek şiddetlidir" buyurmuştur.
Allah'ın bu arzusu ise engelsiz olarak kuluna kavuşmak
arzusudur (Aslında Allah insana üflediği kendi ruhuna
arzu duymaktadır).Erkeğin kadına olan arzusu da, kendisinden
bir parça olmasındandır. Yani erkek aslında kendisine
arzu duymaktadır. Ayrıca; erkeğin Allah'a arzu duyması
gibi, kadın da erkeğe arzu duymaktadır. Allah kainatın
dışında olduğundan dolayı, O'nun görünüşü maddeden oluşan
kainat içinde mümkün olmadığından, Allah'ın kadındaki
görünüşü Allah'a ulaşmanın en büyük ve en mükemmel derecesi
kılınmıştır. Allah'a kavuşmanın en büyüğü ise kadın ile
erkeğin (nikahlı olarak) çiftleşmesidir. Böylece erkek
bu birlesmede mümkün olan en yakın şekilde Allah'ı görmektedir.
Ayrıca; erkek ve kadın görünüşte zevk alırken, aslında
Allah da bu işte zevk içinde olmaktadır. Ve bu yüzden
erkeğin kadına ve kadının erkeğe olan sevgisi İlahi bir
sevgidir...İbni Arabi'nin yazdıklarına göre aşk, dünyada
kendisine ulaşılması maddi sebeplerden ötürü mümkün olmayan
Allah'a ulaşmak için en geçerli yoldur. İki cinsi birbirine
aşık olduğunda aslında Allah'ın kendisi aşık olmaktadır.Çünkü
aşkın kaynağı Allah'tır.
..
|
|