UYANIK
Kayserili, trende yolculuk etmekte...
Karşısında oturan zatla tanışır. Dereden tepeden konuşurlarken:
- Gel seninle birbirimize bilmece soralım, der.
Önce ben sorayım; bilirsen ben sana bin lira veririm. Bilemezsen
10 bin liranı alırım. Sonra sen bana sorarsın; bilirsem 10 bin
liranı alırım, bilemezsem bin lira veririm.
- Tamam, der sor bakalım.
- Söyle öyleyse: Üç ayaklı hayvan nerde yaşar?
Öteki yolcu düşünür, bilemez:
- Al 10 bin lirayı.
Şimdi ben de sana aynı soruyu soruyorum: Üç ayaklı hayvan nerde
yaşar?
Kayserili, hiç düşünmeden, aldığı 10 bin liranın bin lirasını
geri verir:
- Al şu bin lirayı. Ben de bilmiyorum.
TİMUR'UN DEĞERİ
Timur bir gün yanına Hoca'yı da alarak
Akşehir'in Meydan Hamamına gider. Soyunup peştemallara sarınıp
sıcak bölüme geçerler. Göbek taşında oturup bir yandan sohbet
ederken bir taraftan terlerler. Derken Timur Hoca'ya sorar.
- Hoca sen bir deryasın! Kıymet biçmesini bilirsin. Şu halimle
ben kaç para ederim?
Hoca;
- On akçe der. Kendisine bu kadar az kıymet biçilmesi Timur'u
küplere bindirir.
- Bre gafil sen bana nasıl on akçe ettiğimi söylersin bu parayı
sadece peştemal yapar! deyince Nasreddin Hoca boynunu bükerek;
- Peştemali hesaba kattım zaten! der.
ADI FARZ
Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla
misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Hoca
ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda
yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlarmış.
Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girmiş. Mollalar Hoca'yı memnun
etmek için:
- Aman ne güzel çocuk... Adı ne bunun? diye sormuşlar. Hoca:
- Adı Farzdır, demiş. Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
- Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler. Şimdiye kadar böyle
bir isim hiç duymamıştık. Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
- Ya, sünnet diyeyim de onu da mı yiyesiniz?