Yazar Tanıtım Yazar Hakkında Kitapları, Şiirleri ve Eserleri Şiir Kartları Yazar Hakkında Düşünceler  

AYSALTUK VAHAP ÖNTAŞ

Türk edebiyatının, "Türkçe" nin kullanımı konusunda en duyarlı eğitimci, araştırmacı yazar ve şairlerinden biri. Edebiyatla ilişkisinin yanında farklı "sanat"çı kimliğiyle de "toplumsal" sürece katılan çok yönlü bir aydın. Edebiyatımıza kazandırdığı çok sayıdaki yapıtlarında Türkçe olmayan sözcükleri, bağlaçları kullanmayacak kadar"Türkçe"yi özenle kullanan aydınlarımızdan. Hem günlük konuşma hem de yazı dilimizde sıkça başvurduğumuz "ve, yani, galiba" gibi Türkçe olmayan bağlaçlarla sözcükler onun dağarcığında çizilmiş, silinmiş.

Yapıtlarında kullanmadığı yabancı kökenli "bağlaç" sayısı bu üç sözcükle sınırlı da değil; "adeta, aksi taktirde, amma, ama, fakat, hakikaten,nihayet, zaten, güya, meğer, .." gibi sözcükler bunlardan bir bölümü yalnızca.

Kimi eleştirmenlere göre; "son yüz yıl içinde yapıtlarında yabancı kökenli bağlaç kullanmayan Nurullah Ataç'ın da içinde bulunduğu üç yazarımızdan biri".

Edebiyatımızda, "ve" bağlacı olmadan roman yazılamaz diyenlere ; değil "ve"siz; yukarıda saydığ ımız bağlaçları kullanmadan da Türkçe bir yapıt yazılabileceğine bir örnek Aysaltuk V. Öntaş.

"Ana" dilimiz "Türkçe"mize özenle, duyarlılıkla yaklaşarak konuşan, yazan yazar; kendi ana dili olan "Türkçe"ye duyarlı olduğu kadar, diğer toplumların "Ana Dil"lerinin kullanımıyla korunması konusunda da çok duyarlı. "Ana Dil" konusundaki duyarlılığını yapıtlarının "sunum"unda şöyle seslendiriyor Aysaltuk V. öntaş;



"Her dil, kendini yaratan, oluşturan insan topluluklarının binlerce, milyonlarca yıl süren topluluk yaşamlarının ürünüdür, sonucudur.

            Bu özlü yanıyla diller, kendilerinin yaratıcısı olan toplumlara aittir. Dil kıyıcılığı yapanlar, yaşadıkları tarihsel sürecin kültür eksilmesinin özdeği (maddesi)  olduklarını bilmelidirler.

            Dillerin de insanlar gibi canlı varlıklar oldukları unutulmamalıdır. "Ana dil" ler, dirimsel (biyolojik) dillerin ağız boşluğundaki  yeteneklerinin en "kutsal" sonuçlarıdır. Ölen, öldürülen her bir insanla; bildiği dillerin de öldüğü, ustan (akıldan) çıkarılmamalıdır hiç!..

            Öyleyse diller, ait oldukları toplumların ellerinden alınmamalıdır. Tersine, o dilin ait olduğu topluluklarca kullanılmasının koşulları yaratılmalı; özendirilip, evrensel kültür mutfağında yerini alması sağlanmalıdır.

            .....Kazakistan'ın başkenti Alma- Ata yakınlarındaki Esik kasabasında yapılan kazılarda; üzerinde 26 harften oluşan Göktürk yazısı bulunan  gümüş bir kap, Türklerin tarih sürecindeki yazıyla olan yolculuğunun bilinen ilk halkasıdır. Bilim adamları bu kabın M.Ö. V. , 1V. yüzyıla ait olduğunu saptamışlardır. Dil biliimciler bu yazının Göktürkçe yazısının ilk (arkaik) dönemlerine ait olduğu yargısına varmışlardır.          Türklerde yazının M.Ö. V. yüz yılda kullanıldığının ilk yazılı belgesi olan bu tarihsel belge; Türk dilinin diğer diller içindeki konumunu, önemini belirtmeye yeterli olsa gerektir.

            Her toplum gibi Türkler de, üzerinde yaşadığımız anakaranın önemli bir gerçeğidir. Bu nedenle, binlerce yıllık kutlu bir dil geleneği olan ulusumuzun, söz varlığının giderek bozulma noktasında olması düşündürücüdür!

            Tarih, kendi dili için var olamayanların; birilerinin dillerinin yaşatıcısı durumuna düştüklerine çok tanık olmuştur.
            Dağarcığımızda bulunan her bir yabancı sözcüğün yerine "Türkçe" karşılıklarını koymanız, kullanmanız dileğiyle...."

Yazarın şimdiye değin anlattığımız dil duyarlılığıyla örtüşen uyarılarından birini daha burada vermeyi yararlı buluyoruz.
            Yazar yapıtlarının hemen başında okuyucusunu yazdıkları kurmacalarla ilgili uyarıyor;

            " Öyküler, çağdaş yazın kurmaca teknikleriyle oluşturulmuş, öz Türkçe sözcüklerle yazılmıştır...
            Yazınsal üretim yapanlarla, aydınların ilgisizliklerine bir de duyarsızlıkları eklenince Türkçemiz yabancı sözcüklerin artağanlı (bereketli) tarlaları durumuna gelmiş, getirilmiştir... Bu gün eğitim yapıtları başta olmak üzere, yazınsal (edebiyat) yapıtlarımız, adlarımızla kent sokaklarımız yabancı sözcüklerin akınına, yıkımına uğramıştır.

            Ancak kimi yazarlarımızla aydınlarımız, dilimizde karşılıklarının var, kullanılır olmasına karşın Türkçe sözcüklerinin yerine yabancı karşılıklarını kullanmayı yeğlemekte, dilimizin kirlenmesinin temel nedeni olan bu alışkanlıklarını sürdürmektedirler. Bu eylemlerini de  " Dilde zenginlik (!)" olarak algılayıp, savunmaktadırlar. Yapıtlarında dayançla (ısrarla) Türkçe sözcükleri kullanmaya çalışan yazıncılarımızı, aydınlarımızı da "çağ dışılıkla" suçlayabilmektedirler.

            Türkçe sözcük kullanma duyarlılıkları, tasaları (kaygıları) olmayanların yabancı sözcük kullanma alışkanlıkları;  bugün ana dilimizin yazın (masal, öykü, şiir, roman), bilim, kültür dili olmasını tartışır konuma getirmiştir....

            Türkçemizin ne denli bir çekinceyle (tehlikeyle) karşı karşıya bırakıldığına, bozuma uğradığına tanıklık etmesi dileğiyle belleğinizden gelişi güzel on sözcük belirleyip; belirlediğiniz bu sözcükleri "sözlük"lere bakarak hangi dilden dilimize girdiğini saptayınız.

             Büyük bir olasılıkla belirlediğiniz bu on sözcüğünüzün en az 6'sının yabancı kökenli olduğunu saptayacaksınız.. Böylesi "yorucu (!) bir "araştır"maya girmenize de gerek yok;  bulunduğunuz, yaşadığınız kentlerin ana yollarına, sokaklarına, işyeri adlarına bakmanız yeterli olacaktır...

            Çocuklarımızın kutlu bir geleceğe yönlendirilmesinde büyük çabalarıyla, katkıları olan öğretmenlerimizle, yetişkinlerin;  "öz Türkçe" sözcüklerin yeniden kullanımını sağlamadaki duyarlılıklarına bir katkım olsun istedim.

Ana dilimizin yaşaması, Türkçemizin bizden sonraki kuşaklara kirletilmeden bırakılması için, bilinçsizce dağarcığımıza yüklediğimiz yabancı bir sözcüğün yerine, TDK sözlüklerinde karşılığı olan Türkçesini kullanalım. Kullanmayanları uyaralım. Bunları çocuklarımıza öğretelim!.. Dilimize iyelenelim (sahiplenelim)!.. Söz varlığımızı koruyalım!..Sözcüklerimiz  çocuklarımızın dudaklarında  hep gülsün, onlarla gelişip büyüsün!..

            Unutmayınız, salt (yalnız) toprak yurt (vatan) değildir insanlara, toplumlara!.. İnsanın gerçek yurdu kendi ana dilidir. Yabancı bir ülkeye gittiğinizde yurdunuzdan hangi bir parçayı alır da  götürürsünüz cebinizde, yanınızda?.. Oysa, diliniz gittiğiniz her yerde sizinledir. Yaşadığınız sürece sizi hiç bırakmayacak tek özvarlığınızdır. Siz onu bırakmadığınız sürece. Diliniz sizin gerçek yurdunuzdur...

            Bu nedenle gelecekteki dünya düzeninde yer alacak uluslar; dilini yitiren toplumların Güneşlerinin bir daha hiç doğmayacağını bildikleri için; dillerine, kültürlerine sığınırlar; onu taçlandırarak korurlar hep!

            Her sabah kendi söz dağarınızdan yeni bir sözcükle uyanmanız, doğmanız; "Ana Dil'inizin" sözcükleriyle donanmanız dileğiyle..."

            Yazarın "dil"le ilgili duyarlılığı salt yazdıklarıyla, yapıtlarıyla da sınırlı değil hiç.